yaşamak denince 
yüzümüzden düşen bin parça | İlk Nüsha
9046
post-template-default,single,single-post,postid-9046,single-format-standard,woocommerce-no-js,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,no_animation_on_touch,qode-title-hidden,paspartu_enabled,paspartu_on_top_fixed,paspartu_on_bottom_fixed,vertical_menu_outside_paspartu,qode_grid_1200,side_area_uncovered_from_content,columns-4,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-17.0,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.5,vc_responsive

yaşamak denince 
yüzümüzden düşen bin parça

ne oldu bize böyle
cevapların bile soruya dönüştüğü bu yere nasıl geldik
ne ara tükendi tahammül
ben mesela
niye böyle birden bire babamı andırıyorum
ozanlardan ve büyük adımlardan eser yok şimdi
hatırlanmıyor fikret hakan’ın üç güvercin sahnesi bile
nicedir unutmuşuz üst katını evlerin
daha önce hiç sığınmamışız gibi
en kötüsü de
incelen sesiyle sokakları dolduran sevgililik fikri
ve cebinde akdeniz haritasıyla boşluğa bakan adamlar yok artık aliye rona’yı öldüren de budur belki
tüfeğimi dolduracak kadar zamanım olsaydı
bu şiiri yazmazdım
konuşmazdım bakırdan yoğurt kaseleriyle
beyaz bir gömlekle meşgul etmezdim aklımı
kendisinden bahsedildikçe açılan güllerim olurdu belki
ya da aşık olurdum
tüfeğimi dolduracak kadar zamanım olsaydı eğer
hem ben bu şiiri yazmasam ne çıkar
tanıdığım bütün çocuklar büyüyecek ne de olsa
sandıklar açılacak belki
sırlara sinen o naftalin kokusu dağılacak
birileri birilerini tekrardan sevmeyi deneyecek
ya da ölecek biri diğerine olan aşkından
ne oldu bize böyle
biz değil miydik turuncunun üzerini ekmekle örten
ay ışığına bir sancı gibi bakıp şiirler döktüren
dağılan pazar yerlerinde dolaşanlar biz değil miydik
dirseği bir vakitler gökyüzüne dayalı olanlar
ya da kıl gibi ince istanbul yağmurun altında esmer bir kadın

ne oldu da böyle uzağında kaldık kendimizin
oysa ben eriyordum bir zamanlar yaşamanın lezzetiyle mısralar taşıyordum oradan oraya
düşüne ortak oluyordum bazı denizcilerin
çünkü her zaman avunacak bir şeyler lazım gelir insana
fakat yetmedi bazılarımızın kuşluk vaktini ayakta karşılaması

yine de bir ara kurtulabiliriz sandım bu sorudan
düşmeden yakalayabiliriz dedim kurumakta olan inciri
bir baş dönmesi gibidir belki
gelir geçer dedim
geçmedi
ve şehir böyle toz duman
böyle eşyasızlık
ve fotoğrafsızlık görmedi nuh’tan beri
oldu işte olacak olan
kapısında bekliyor herkesi hakettiği yaşamak
ben taşınıyorum suların sularla çarpışmadığı yere
kimseyi suçlayacak
ya da birilerine bir şey diyecek değilim
ne de olsa
derdini kimseye açamayan bir pencereyim artık

ahmet mücahit bülbül

1 Comment
  • Seda
    Saat: 12:50h, 10 Mart Cevapla

    Çünkü sen çölüme yağmur oldun .
    Sevgilerle Winnie

Yorum yapın