Karlı bir gecede bir romanı uyandırmak | İlk Nüsha
6182
post-template-default,single,single-post,postid-6182,single-format-standard,woocommerce-no-js,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,qode-title-hidden,paspartu_enabled,paspartu_on_top_fixed,paspartu_on_bottom_fixed,vertical_menu_outside_paspartu,qode_grid_1200,side_area_uncovered_from_content,columns-4,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-17.0,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.5,vc_responsive

Karlı bir gecede bir romanı uyandırmak

”Hamdi Koç’un son romanı, Peyami Safa’nın edebi mirasına bir saygı duruşu olduğu kadar, onu aşan, zenginleştiren çok katmanlı bir okuma sunmasıyla okunmaya değer.”

Hamdi Koç’un Yalnız Kaldınız, Peyami Bey! romanı uzun, karlı ve ölüm sessizliğinde bir geceyi alabildiğine uzatıyor. Bir romandan da bunu beklemez miyiz: Yani zamanı, mekanı, olayları genişletmesini, derinleştirmesini ve giriftleştirmesini. Hamdi Koç da bunu yapıyor; zamanın alabildiğine yavaşladığı karlı bir geceyi uzatmayı tercih ediyor Peyami Bey‘de. Gözden düşmüş, depresif ve ümitsiz bir yazar olan kahramanımızın, bir kış gecesi, beklenmedik bir anda, bir sokakta ölesiye dövülmesiyle açılıyor gece. Yazarımızın başına aldığı darbelerin ardından, ölümle yaşam arasında, ne ölebildiği ne de dünyaya dönebildiği bir arafa, bir çeşit rüya mantığının hâkim olduğu ara bir âleme, namıdiğer Simeranya’ya ulanıyoruz.
Gece ilerledikçe, yazarımızı ölmekten kurtaranın Peyami Safa olduğunu, kendi biyografisini yazdırmak istediğini öğreniyoruz. Diğer yandan, beraberce, yazarımıza anlamsız gelen saldırının ve saldırganların peşine düşerek olanlara anlam vermeye çalışıyorlar. Bir süre sonra Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nden Doktor Ramiz de katılıyor geceye. Farklı mizaçlara sahip bu üçlü arasındaki konuşmalar, derinliği, gerilimi ve lezzetiyle Terry Eagleton’ın Azizler ve Âlimler‘ini hatırlatıyor.

Rüya mantığında psikolojik bir macera

Esasen Hamdi Koç’un romanının dikkat çekici yanı, rüya mantığının geçerli olduğu bu tuhaf koma halini bir atmosfere çevirmeyi başarması. Peyami Safa’nın yarattığı, hikaye ettiği bir evrende, uzun, karlı bir gecede, dünyanın işleyişinin silinip rüyanın egemenliğinin başladığı bir anlatı sarmalıyor okuru. Kahramanımız yazar da, biz okurlar gibi bu yeni Âlemi anlamaya çalışıyor. Kapılar, duvarlar, sınırlar, olaylar aniden değişebiliyor. Közde bırakılıp bir türlü kaynamayan kahve cezvesi, bu atmosferin leitmotif’i olarak öne çıkıyor. Bu değişime adapte olmaya çalışırken bir yandan Peyami Bey’i diğer yandan da yazarın başına gelenleri anlama süreci, geceyi alabildiğine uzatıyor. Böylelikle Hamdi Koç, okuru tedirgin, meraklı ve uyanık tutmayı başarıyor.

Romanın tümüne sinmiş bu uyku benzeri bulanık hal, yazarın komadan çıkmasının ardından da devam ediyor. Yazar, hastanede uyandıktan sonra da iyileşme ve evine dönme sürecinde, kendini uyku hapları ve sakinleştiricilere boğuyor. İntihara meyilli, depresif ve ümitsiz bir kahramandan başka türlüsü de beklenemezdi zaten. Buna rağmen, yazara yapılan saldırının nedensiz bir şiddet vakası değil de siyasi uçları olan bir kompo olduğunun anlaşıldığı bu bölüm, yeniden Simerenya’ya bağlanıyor. Nitekim, romanın üçüncü odak noktası da, Peyami Bey ile Doktor Ramiz arasındaki iktidar mücadelesi. Peyami Bey’in uzun ve karlı gecesinden rahatsız olan Doktor Ramiz, ilkbaharı getirmek için harekete geçiyor. Bu bakımdan romanın son çeyreği, siyasi bir alegori olarak da okunmaya çok müsait.

Tüm bu yönleriyle Hamdi Koç’un son romanı, Peyami Safa’nın edebi mirasına bir saygı duruşu olduğu kadar, onu aşan, zenginleştiren çok katmanlı bir okuma sunmasıyla okunmaya değer.

Burcu Bayer

Kaynakwww.sabitfikir.com

Hiç yorum yok

Yorum yapın