Evim güvenli değil! | İlk Nüsha
1768
post-template-default,single,single-post,postid-1768,single-format-standard,woocommerce-no-js,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,qode-title-hidden,paspartu_enabled,paspartu_on_top_fixed,paspartu_on_bottom_fixed,vertical_menu_outside_paspartu,qode_grid_1200,side_area_uncovered_from_content,columns-4,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-17.0,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.5,vc_responsive

Evim güvenli değil!

”Kralın Laneti, başka okumalar yapmamıza olanak tanıyan açık bir metin.”

 

Kralın Laneti, Amerikalı yazar Will Heinrich’in ilk romanı. Bu kitapla yazar, PEN/Robert Bingham Fellowship ödülünü kazanmış; aynı zamanda Jaguar kitap’ın “yan markası” olan Olvido Kitap’ın da ilk romanı. Diğer bir deyişle ilkler barındıran bir romanla karşı karşıyayız.

Kitabın başkahramanı Joseph Malderoyce, çocuk yaşlarında ressam olmaya karar verir. Bu amaçla sanat müzesine yaptığı bir gezinti sırasında Hollandalı ressam Piet Mondrian’ın resimleriyle karşılaşır. Mondrian’ın Kırmızı Değirmen tablosu ile onun resim sanatında mükemmelliği yakaladığına kanaat getirerek bu hayalinden vazgeçer. Ardından da aile bireylerini tüberküloz hastalığından tek tek kaybeder. Babasından kalan mirasla, kenti ve avukatlık mesleğini terk edip kırsala yerleşir. “Sıradan gözler için fazla ağır” olan Mondrian tabloları ile artık resim sanatı bitmiştir Joseph için. Tam da tekdüze ve amaçsız bir hayat yaşamaya karar verdiği sırada ilginç bir şey olur. Yağmurlu bir günde kapısının önünde hırpalanmış ve bayılmış bir çocuk bulur. Çok zeki bir çocuk olan Abel, Joseph’ın amaçsız ve monoton hayatını bir anda değiştirir. Onun en yakın arkadaşı olur.

Abel’ın Bettley kasabasına gelişi, Joseph’ın ressam olma amacından vazgeçişiyle birlikte hikayeyi dönüştürecek ilk çatışma anını yaratır. Aynı zamanda metin, okura farklı okumalar yapmaya kayıtsız kalamayacağı diğer anlam odalarının da kapılarını açar bu olayla… Kralın Laneti bir hesaplaşmanın romanı aslında. Joseph Malderoyce ile birlikte kasabanın doktoru Michael Ericsson, Joseph’ın kız arkadaşı Diana, bu hesaplaşmanın diğer tarafları. Bu karakterler bir yandan başkahramanın seçimlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olurken, diğer yandan hikayenin ilerleyen bölümlerinde daha görünür bir hal alacak olan kutsal kitap okumalarının da koordinatlarını verir okura. Bununla birlikte metni dönüştüren ve okura her bölümde gördüklerini, işittiklerini yorumlayacağı alanı ise, Bettley kasabasının dışında kalan büyük çam ormanı yaratır. Orman bütün roman boyunca belki de en önemli karakter ya da metafordur. Joseph kasabaya yerleştikten sonra düzenli olarak bu ormanda gezintiye çıkar. konuşur, sesini dinler, ona dokunur. Kentte kaybettiği taze, dinç bir duyguyu ormanın ona sağladığı duygular, düşünceler dünyasının içinde yeniden formüle eder. Sonra bu uzun yürüyüşlere Abel da katılır. Başlangıçta yalnızlığın ayrıcalıklı keşiflerini Abel’la paylaşmak istemez Joseph, ancak ilerleyen zamanda çocuk onun tuhaf bir uzantısı haline gelir. Ormana yeni bir anlam katar.

Abel, Joseph’in yanında kalmaya başlar. On üç yaşında bir çocuk olmasına rağmen zekası, bilgiyle olan ilişkisi ve yetişkince tavırları onu, Joseph için bir cazibe unsuru haline getirir. Evet, Joseph zaman zaman ondan oğlum diye bahseder ancak Abel’a asla bir çocuk gibi davranmaz. Bir yetişkinle bir çocuk arasında çizilmesi gereken güvenli alanı yaratamaz. Bundan çekinir. Abel’ın bir çocuk olduğunu kabullenmekten korkar Joseph. Böylelikle Abel, önlenemez bir yıkıcılığın ve küstahlığın sarhoşluğuna kapılır. Artık o hem Joseph’a, hem doktor Ericsson’a ve hem de Diana’ya karşı korkunç eylemleriyle bir manipülatördür Bettley kasabasında. Peki Abel’ı bir çocuk olarak böyle tekinsiz bir deliliğin öznesi haline getiren şey ne? Edebiyatın ve sinemanın, parkta yeşil şortu ve yüzünde çilleriyle neşeli neşeli kum kovasıyla oynarken çocuğu bir anda korkunun/gerilimin odağına koymasına sebep olan şey ya da?

Will Heinrich, Kralın Laneti’ni sinematografik bir dille tasarlamış. Onun cümlelerinin arasından sık yeşil çam ormanlarının keskin kokusunu, dalların yüzümüze dalıp geçen sert kabuklarını duyumsarız, bu anlamda yazar sanki kent soylu insanların eksilerek çoğalttıkları büyük yalnızlıklarını doğanın bereketi ve cömertliği ile sağaltmaya çalışır. Bu, romanın okura şifa veren yanı. Diğer yandan zihnimizin içinde duran şeylerin yaratacağı eylemlerin sarsıcı sonuçlarını, bütün metni kuşatan ve ritmini hiç düşürmeyen bir gerilimle aktarır. Böylelikle Kralın Laneti, kısa sürede etkisi altına alan, heyecan verici bir edebiyat deneyimi olarak karşısına çıkar okurunun.

Esra Ertan

Kaynakwww.sabitfikir.com

Hiç yorum yok

Yorum yapın