Yaşamı kutsayan bir keder: Unutma Defteri | İlk Nüsha
1291
post-template-default,single,single-post,postid-1291,single-format-standard,woocommerce-no-js,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,qode-title-hidden,paspartu_enabled,paspartu_on_top_fixed,paspartu_on_bottom_fixed,vertical_menu_outside_paspartu,qode_grid_1200,side_area_uncovered_from_content,columns-4,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-17.0,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.5,vc_responsive

Yaşamı kutsayan bir keder: Unutma Defteri

Neleri yazdınız Unutma Defteri’ne?

Şaşarak baktığım, anlamaya çalıştığım, kederle boğulduğum, anımsayarak var ettiğim, kurtulmak istediğim, değer duygusu edindiğim, hiçliğini canımda duyduğum, zamanın elinden kurtarmak istediğim, yıllardır önemsiz diye geçip gittiğim, insan ancak bunlarla bir büyüklüğe varır anlam edinir dediğim neler varsa onları. .. yazdığım şiirin beni getirdiği yerde bir boşluk, bir eksiklik, bir gecikme olarak yaşadığım “küçük acılan”, gürültünün içinde çırpınan sessizliği, doğanın büyük bir alçakgönüllülükle sunup durduğu yaşama bilgisini, ayrıntının ve anın içinde çınlayıp durduğuna inandığım sonsuzluğu yazmaya çalıştım. Ne kadar becerdiğim ayn bir konu elbette; ama yapmak istediğim buydu en azından. Kendimi dil içinde bir .daha var etme, yaşadığım gerçekliği düzeysizliğin azabından kurtarma denemesi özetle…

Çizimlerin varlığı nasıl bir anlam kazandırıyor şiir kitabına?

Çizimler, çok sevgili Semih Poroy’un. Düşünce benden geldi. Semih, duruşunu, oluşturduğu hayat değerlerini, çizgisini, kişilik yapısını saygıyla sevdiğim bir dostum benim. Dosyayı gönderdim, içinden seçtiği on iki şiire çizimler yaptı. Şiiri, çizgiyle yeniden yazdı demek daha doğru sanırım. Sözcüklerin yarattığı çağrışım alanını, çizginin çağrışım alanıyla bir daha boyutlandırmaktı düşündüğüm. Gerçekliği iki ayrı alanın algısıyla ve diliyle yeniden kurmaktı. Kitapta otuz üç şiir var. Çizimlerle, şiir sayısı kırk beş oldu demek yanlış olmasa gerek.

ŞİİRİN BİLDİK BİÇİMİ

Kitabın ilk bölümü Noktalar’daki şiirler kısa ve kesik cümlelerden oluşuyor Dize diyemiyorum, çünkü düz yazıyı tercih etmişsiniz. Neden?

Kısa, kesik cümlelerin her biri elbette birer dizedir. Sadece alt alta yazılmadı. Şiirin bildik biçimini bozmaktı derdim. Biçimin boşluklarını kaldırarak, art arda gelen, neredeyse soluksuz bir söyleyişle, içinde çaresizce yaşadığım ve anlamaya çalıştığım yaşantı parçasını çok daha katmanlı hale getirmekti. Bir süredir yazılan şiirin gevşek dokusuna bir gizli tepki belki de… Dil baştan sona şiirin dilidir. Hangi biçim içinde şiire çıkarsam çıkayım, şiirin dilinden, gereklerinden, gücünden ödün vermem mümkün mü? Kaldı ki söz, biçimsel varoluşunu yazılırken oluşturuyor zaten. Noktalar’daki söz, ancak bu biçim içinde var olabilirdi. Yaratacağı algılama güçlüğünü bilerek, göze alarak bir yoğunluğa varmaya çalıştım. Belki şöyle bir duygunun gizli payı da vardır: otuz üç yıldır yazdığım şiirin, zaman zaman sıkıldığım biçiminden biraz uzaklaşmak; derdi, bir de böyle mayalandırmak…

Genellikle çaresizlik ve bu çaresizliği kabullenmişlik örgüsü üzerine kurulu bu kitaptaki şiirleriniz. Neden?

Bu biraz ağır bir yargı. Çaresizlik bizim için yeni bir şey değil elbette. Ama çaresizliği mutlaklaştırmak ne benim, ne de şiirin işidir. Evet, yoğun bir karamsarlık var, denebilir. Bu lime lime olmuş, insanı içerden dışardan çürüten gerçekliğin karşısında insan nasıl karamsar olmaz ki… esas bu karamsarlığı duyumsamayan insandan korkmak gerekir.

Ancak bu kitaptaki karamsarlık, ölümle yaşamın nasıl birbiri içinden var olduğunu; sonsuzlukla geçicicilik duygusunun nasıl birbirini büyüttüğünü; insanın, üzerinden atlayarak geçtiği her şeye sonradan nasıl tutunmaya çalıştığını; doğayla insanın ilişkisinin nasıl bir trajediye ve yaşama bilgisine dönüştüğünü görmekten kaynaklı bir karamsarlıktır. Tam da bu nedenle hayata tutunma çırpınmasıdır bu karamsarlık. Dönüp, yaşamı kutsayan bir keder halidir. Belki biraz iddialı olacak ya, benim dünyayla en barışık olduğum kitabım diyebilirim.

Hemen her şiirde bir sesleniş var, “ey” nidasıyla başlayan. Neyi amaçlıyor bu kullanım?

Şiirin dile getirdiği “küçük hayatlar”ın, insanların başını çevirince yok saydığı, kurtulduğunu sandığı sıradan ayrıntıların büyük acısını, içerdiği evrensel gerçeği bir genel1iğe taşıma, görünür duyulur kılma çabası olsa gerek. Sessiz dizelerin, tevazuyla söylenmiş yalnızlığın, bir seslenişle can bulduğuna, çoğaldığına inanmaktan kaynaklı bir kendine sesleniş. Dışarının içerde süren yankısı. Şiirin yükünde’1 kurtulma, duygunun düğümünü çözdüğünü sanma çığlığı.

Deniz Gezmiş’e yazılmış şiir; Unutma Defteri’nin neresinde duruyor?

Tam orta yerinde. İçine gömülmüş bireyle, salkım saçak dışına savrulmuş bireyin kesişme noktasında. Bu iki yalnızlıktan, bu iki yoksulluktan, bu iki yenilgiden, insan onuruna yakışır bir toplumsallığa varma düşünün kavşağında. Anımsamanın elifi olarak yer alır kitapta. İlk gençliğin heyecanını, devrimci ruhunu, bugünün kalbiyle ve aklıyla yeniden anlama arzusudur Deniz şiiri. Beni şiire, sola, başkalarının hayatlarına götüren, benden 4-5 yaş büyük, ortak adı Deniz olan bir kuşağa gönül borcunu öder.

BİR ÇEŞİT HAİKU

Kitabın ikinci bölümü Eşikler, biçim olarak da içerik olarak da ilk bölümden ayrılıyor. Unutmaktan arda kalan notlar mı yazılı Eşikler’de?

Kitapta otuz Nokta var. Okurdan yoğun ilgi isteyen, yukarda da söylediğim gibi, biçimin boşluk1arı olmayan, blok metinler halinde yazı1mı§ bir bölümden sonra, okura biraz rahat nefes aldırma düşüncesidir Eşik1er… Noktalar’daki yoğunluğun, birkaç dizelik şiirlerle çınlayarak sürmesini istedim. Bir çeşit haiku biçimi. Birkaç dizelik şiirler halinde kurulmuş yeni bir yapı. Birkaç fırça darbesiyle çizilmiş bir resmin tamamlanmasını okura bırakan şiirler.

Kitapta Antalya için yazılmış bir şiir de var. Yaşamınızı Antalya’da sürdürüyorsunuz, Bir şehir nasıl etkiliyor şiir yazma sürecini?

Gündelik hayatın diğer kentlerden çok farklı olduğunu düşünmüyorum Antalya’da. Büyüdükçe yabancılaşan bir yalnızlık burada da sürüyor. Şu farkla belki, kente gelen turist sayısıyla biraz renklenerek. Kenti özel kılan coğrafyasının olağanüstü güzelliği ile tarihsel ve kültürel varlığının büyük zenginliği. Biraz kent merkezinden uzağa gidebilirseniz, bir sonsuzluk duygusu sizi içine alıp götürecektir. Bir sedir ağacıyla götürecektir; bir Likyalı mezarla götürecektir; bir antik tiyatroyla, onbiray çiçeklerinin cümbüşüyle, denizin çın çın öten sessizliğiyle götürecektir. Dağın değil de sizin başınız bulutlara değmektedir. Birdenbire bütün bunlara dönüştüğünüzü duyumsayacaksınız; ya da hayatınızın ne kadar kısa, yoksul, sıradan olduğunu düşüneceksiniz … her iki duygu da sizi bu dünyaya sarılmaya götürecektir. Antalya’yla ilişkiyi böyle bir yerden kurmaya çalıştım, Çalışıyorum. İsteyerek ve bana rağmen şiirime girdi bu kent.

Unutma Defteri! Şükrü Erbaş / Kanguru Yayınları/ 88 s.
CUMHURİYET KİTAP / SAYI 905

 

Mehmet Çakır

 

Kaynak: www.siirakademisi.com

Hiç yorum yok

Yorum yapın