Modernleşme Serabı: Saatleri Ayarlama Enstitüsü | İlk Nüsha
1133
post-template-default,single,single-post,postid-1133,single-format-standard,woocommerce-no-js,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,no_animation_on_touch,qode-title-hidden,paspartu_enabled,paspartu_on_top_fixed,paspartu_on_bottom_fixed,vertical_menu_outside_paspartu,qode_grid_1200,side_area_uncovered_from_content,columns-4,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-17.0,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.5,vc_responsive

Modernleşme Serabı: Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Ahmet Hamdi Tanpınar 1901, İstanbul doğumludur. Doğum yeri ve tarihi göz önüne alındığında yazarımızın buhranlı bir dönemde bu dünyaya teşrif ettikleri görülmektedir. Memur olan babasının tayinleri neticesinde çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Anadolu’nun pek çok şehir ve kasabasında geçirmiştir. Yine bu yıllarda bir devrin kapanışına ve yeni bir devrin başlangıcına tanıklık etmiştir. Tüm bunlardan bahsetmemin nedeni yazarımızın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanının çatışma öğesini bu yıllarda yaşanılanlardan kurgulamış olmasıdır.

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında.
Yekpare geniş bir anın,
Parçalanmaz akışında.

Bir zaman birimi olan saati başköşeye alan ve zamanın eleştirisi olarak okunabilecek bir romanı tahlil edebilmek için öncelikle yazarın zamanla ilişkisinden kısaca bahsetmenin uygun olacağını düşündük.

Ahmet Hamdi edebiyatında zaman mefhumunu anlatabilecek en güzel cümleler yukarıda anılan şiirdedir kanaatimce. Tanpınar’ın hem şiirlerinde hem de roman ve hikayelerinde zaman kavramı pek çok kere karşımıza çıkmaktadır. Ahmet Hamdi’nin eserlerindeki zaman kavramı geçmiş-şimdi-gelecek diye bölünemeyecek şekildedir. Ahmet Hamdi, zamanı öncesiz ve sonrasız bir bütünlük içerisinde ele almıştır. Saat, gün, ay, yıl gibi birimler sadece varlık ve olayların durumlarını algılayıp ayırabilmek için kullanılan izafi şeylerdir.

Ahmet Hamdi’nin, Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanı cumhuriyetle birlikte hız kazanan Türk modernleşmesinin getirdiği bazı içi boş kurumlara, önceki medeniyet ile aniden koparılan bağların sebep olduğu çürümüşlüğe bir hicivdir. Tanpınar, dönemi hicvederken bunu insanların ruhunda ve kurumlarda sembolleştirerek didaktiklikten uzak, son derece güzel bir dil ve olay örgüsü ile yapmıştır. Ahmet Hamdi dönemi hicvederken, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, şiirlerinde de aşina olduğu zaman kavramını kullanmıştır. Belirttiğimiz gibi zamanı parçalanamaz bir bütün olarak gören Tanpınar için saat kavramı ancak izafi bir birimdir. Bu dahi Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi bir kurumun ne kadar gereksiz bir kurum olduğunun ispatıdır. Tanpınar batı karşısında aciz kalan Türk modernleşmesini Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve hayatını onun etrafında örgülediği kahramanları ile hicvetmektedir.

Şimdi bu kahramanlarımızdan bazılarını incelemeye çalışalım.

Ruhunu Mefistoya Satan Bir Sünepe: Hayri İrdal

Aslında Hayri İrdal sünepe sıfatı verilirken bile vicdanın rahatsız olacağı kadar sempatik olsa dahi; insan bu aciz karaktere sünepeden daha yakışan bir paye bulamıyor. Elbette Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından romanında anlatmak istediği şeyler ancak bir sünepenin maceraları şeklinde kurgulanabilir. Çünkü romanda eleştirilen Türk modernleşmesi de tam bir sünepelik, kepazeliktir. Ancak bu sünepelik, kahramanımız Hayri İrdal beyefendiye romanın anlatıcısı olabilme payesini de kazandırmıştır.

Hayri İrdal çocukluğunda babası tarafından bastırılmasının neticesi olarak oturmamış, çalkantılı bir karaktere sahiptir. Hayri İrdal’ın bu karakteri daha sonra Doktor Ramiz, Halit Ayarcı ve ikinci eşi Pakize tarafından da suiistimal edilecektir. Hayri İrdal okulu sevmemekte, derslere hiç merak duymamaktadır. Fakat okul ve dersler dışında ilgi duyduğu başka bir alan mevcuttur: Saatler. Zaten anlatıcımız Hayri İrdal da romanın bir yerinde “Doğum günüm ilk saatime sahip olduğum gündür.” diyor. O günden sonra Hayri İrdal’ın zamanının çoğu Nuri Efendi’nin muvakkithanesinde geçmeye başlamıştır.

Hayri İrdal’ın oturmamış çalkantılı karakterini gayet net okuyan ustası muvakkit Nuri Efendi “Hayata ve etrafa karşı yeter derecede dayanıklı değilsin. Seni ancak iş kurtarabilir.” demiştir. Gerçekten de Hayri İrdal’ın mutlu ve huzurlu olduğu yıllar Abdüsselam beyin himayesinde çalıştığı ve ilk eşi Emine ile geçirdiği yıllardır. Bu Hayri İrdal’ın birilerinin himayesine muhtaç, kendisine verilen iş haricinde iradesinin hakkını veremeyen basit mizacına da gayet güzel bir örnektir. Abdüsselam beyin vefatıyla birlikte himayesinden mahrum kalan Hayri İrdal’ın hayatı tekrar tepetaklak olmaya başlamıştır.

Hayri İrdal mizacı gereği hiç ses çıkaramaz, itiraz edemez bir insandır. Bu vasfı onu mefistosu Halit Ayarcı’nın en has adamı ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün vazgeçilmezi haline getirmiştir.

Karşı Konulamayan Cazibesiyle Bir Mefisto: Halit Ayarcı

Halit Ayarcı öyle etkileyici, öyle ikna edici bir karakterdir ki ona karşı koymak neredeyse imkansızdır. Zaten Hayri İrdal’ın yaşadığı en büyük trajedi de Halit Ayarcı’nın yüzüne karşı şeytanlığını haykıramamasıydı.

Halit Ayarcı ile Hayri İrdal’ın karşılaşma anı Hayri İrdal’ın fevkalade güçsüz, hiçbir umudunun olmadığı bir zamandır. Hayri İrdal bu durumu “Ben tek çare olarak yalnız evcek bizi alıp götürecek bir salgın, bir felaketle bu işler hallolur sanıyor, onu bekliyordum.” diyerek ifade etmektedir. Bu mefisto olmanın bir gereğidir. Mefisto insanın en çaresiz olduğu bir anda karşısına çıkar; önce umut aşılar, daha sonra isteklerini yaptırmaya başlar ve artık insan onun elinde ruhsuz bir kukla durumuna düşer adeta. Fakat Halit Ayarcı tüm bunları yaparken o kadar ustaca yalanlar söyler, o kadar güzel oynatır ki elindeki kuklaları bir kişi dahi olsun kalkıp itiraz edemez.

Halit Ayarcı gibi sahtekar bir adamdan beklenmeyecek garip bir özelliği de şudur ki: Hayri İrdal’a vaat ettiği para, saygınlık, güç gibi şeyleri ona vermiş olmasıdır. Durumun böyle olması ruhunu ele geçirdiğini bilmesine rağmen Hayri İrdal’ın Halit Ayarcı’ya karşı koymasını engeller.

Doğu-Batı Kavgası: Muvakkit Nuri Efendi ve Doktor Ramiz

En başından itibaren belirttiğimiz gibi Ahmet Hamdi Tanpınar romanın çatışma noktasına yanlış modernleşme ve doğu-batı kavgasını koymuştur. Romanda doğu-batı kavgasını her biri bir tarafın temsilcisi olan iki kahramanımızın üzerinden okumak mümkündür.

Muvakkit Nuri Efendi mektepli değil alaylıdır. Kadim doğu geleneğinin bütün olumlu izlerini üzerinde taşır. Yeri geldiğinde konuşmasını yeri geldiğinde dinlemesini iyi bilen bir insandır. İnsan ruhunu iyi bilen Nuri Efendi insan ruhunun sıkıntılarıyla ilgili doğru teşhisler yapabilmektedir. Muvakkit Nuri Efendi’nin eşyaya bakışında da, doğu mistisizminin bir gereği olarak, mistik bir yön vardır. O uzmanlık alanı olan saatleri de tıpkı insanlar gibi dinlemeyi, izlemeyi iyi bilen bir insandır.

Muvakkit Nuri Efendi Hayri İrdal’ın üzerinde olumlu tesir edebilmiş, neredeyse, tek insandır. Hayri İrdal’ın ruhunun eksiklerini teşhis etmiş ve bunların tadili için ona bazı öğütlerde bulunmuştur. Nuri Efendi, temsil ettiği gelenek gibi, romanın başlarından itibaren yaşlı bir insandır ve onun ölümü ile Hayri İrdal’ın hayatı tamamen karşı tarafın ellerine geçmiştir.

Muvakkit Nuri Efendi, Ahmet Hamdi’nin romanda eleştirmediği birkaç karakterden birisidir. Diğer ikisi de Hayri İrdal’ın ilk eşi Emine ve oğlu Ahmet’tir.

Doktor Ramiz ise mekteplidir. Yurt içinde ve dışında son derece kaliteli okullarda okumuş aydın bir tiptir. Freud’un psikanaliz metoduna saplantılı bir doktordur. Ancak Nuri Efendinin aksine ne karşısındakini dinlemeyi ne de konuştuğu zaman dinletmesini becerebilir. Eğitim alanını olur olmaz her yerde uygulamaya çalışan, bununla gösteriş yapmayı amaçlayan bir insandır.

Doktor Ramiz karakterinin ilginç bir özelliği de, Hayri İrdal’ın başını belaya sokacak kişilerle tanışmasına vesile olmasıydı. Doktor Ramiz, Hayri İrdal’ı ikinci eşi Pakize, İspiritizma Cemiyeti ve en önemlisi Halit Ayarcı ile tanıştırarak onu felakete sürükleyen insandır.

Ahmet Hamdi Tanpınar, romanda kolaycılığa kaçmamış ve iki kutbun temsilcileri olan bu insanları birbirleri ile karşılaştırmamıştır. Bu iki insanın ve temsil ettikleri değerlerin kavgası zavallı Hayri İrdal’ın ruhundaki tesirleriyle anlaşılmaktadır.

Toplumsal değişimler insandan bağımsız değildir ve bunları öyle okumaya çalışmak, emeğe saygı duymakla beraber, son derece malayanidir. Çünkü asıl olan toplum değil bireydir. Toplum mühendisliğine soyunan insanların bireyi iyi analiz edebilmesi ve hastanın kabul etmeyeceği tedaviyi uygulamakta ısrarcı olmaması gerekir. Kabul edilmeyen tedavideki bu ısrar -her ne kadar hasta bireyler ve hasta bir toplum mevcut olsa da- sonuç itibariyle ucubeler yaratmaktan öte bir sonuç verememektedir. Romanda, bizim anladığımız kadarıyla, bu ucubelik göz önüne serilmektedir.

Romanda her biri uzun uzun incelenebilecek pek çok başka kahraman ve olay mevcut olsa da, biz ele almaya çalıştıklarımızı bile hakkıyla anlatamamanın verdiği mahcubiyetle burada yazımıza son veriyoruz. Ve’l hasılı kelam; henüz okumadıysanız tavsiyemizdir, daha fazla bekletmeyin.

Abdullah Yusuf

Kaynak: kuldergi.com

Hiç yorum yok

Yorum yapın