son ağrı | İlk Nüsha
986
post-template-default,single,single-post,postid-986,single-format-standard,woocommerce-no-js,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,no_animation_on_touch,qode-title-hidden,paspartu_enabled,paspartu_on_top_fixed,paspartu_on_bottom_fixed,vertical_menu_outside_paspartu,qode_grid_1200,side_area_uncovered_from_content,columns-4,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-17.0,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.5,vc_responsive

son ağrı

bir evin ortası kadar gidebildim dünyaya
bir lamba nasıl yanıyorsa, öyle
gördüğüm yerler kadar yanıldım
sandığım yerler kadar çizildim
ama adım
gücenmiş bir omuz tenhalığında
saydım ki, hepsi bu kadar
o yanılgıydı
kalabalık bir çarkın içimde dönmesiydi
vardım. yüzüm de vardı.

hiçbir odanın genişliğine sığmadı yüzüm
ırmaklar nasıl akıyorsa, öyle
doldurur gibi avucunu
kuru bir kapının dalgınlığına kanarak
öyleydim
ağzı çatal kokan bir geceye
doldurur gibi sözlerimi.
bir denge varsa bu düzenin
kirli temiz icatlarında
vardım. yüzüm de vardı.

bu gölgelerin hepsini çimdik
bu gökler nasıl incindiyse, öyle
bu felaketler nasıl ağladıysa, öyle
öyleydi
yaşadığımız bizim değildi
sırası değil. sırası değil.
olmayan şeylerin tarafı olmaz
var olanlar da çok kalabalık
siz sayın ki
bazen ben çok yanılmaktan dönüyorum
hepsi bu
bir bozkır kalabalığıdır
bir anlaşılma isteğidir
bir vapur daha kalkıyordur
bu da bağrımda kopan yitik bir sesin
son ağrısıdır
yoktum. yüzüm de yoktu.

müslüm yüksel

Hiç yorum yok

Yorum yapın