Sepet 0
Devamını görüntüle...

“Bazı hikâyeler peşinizi bırakmaz”

Ercan Kesal: Neden bazı hikâyeler bu kadar peşine düşer insanın, biliyor musun? O hikâyeleri yaşayan insan, artık aynı kişi değildir çünkü. İnsan olgunlaşarak çıkıyor bazı şeylerin içerisinden… O Türkiye Sineması’nın son dönemdeki en başarılı, en sevilen oyuncularından biri. Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun ve ardından Bir Zamanlar Anadolu’da isimli filmlerinde senaryoyu birlikte kaleme aldığı yoldaşı. Yönetmen sinemasının ödüllü aktörlerinden… Kaleme aldığı öyküleriyle vicdanın, huzurun, umudun anlatıcısı. Aynı zamanda yer aldığı film setlerinde pansumandan dikişe, her…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Selim Temo: “Terentius’u seveni de severiz”

Takyedin Çiftsüren, Selim Temo ile kısa bir söyleşi gerçekleştirdi: O mu, bu mu? Niçin? O mu, bu mu? Niçin? Mesafe olarak uzak. Selim mi, Temo mu? Niçin? Temo. Yakın dostlarımın sesi. Şair mi, akademisyen mi? Niçin? Şair. Geçinmek için ihmal ediyorum. Baba olmak mı, oğul olmak mı zor? Niçin? Baba olmak. Öğrenilen bir şey. Sanatçı Şivan mı, oğul Şivan mı? Niçin? Oğul Şivan. Bach’ı, Rachmaninoff’u ve beni çok seviyor. Amed mi, Mardin mi? Niçin? Mêrîna…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Charles Bukowski: Loujon Press ile hurufata dair söyleşi

Atmışlı yılların başında, parasız pulsuz açılıp yürütülmeye çalışılan bir karşı kültür yayınevi tutunamamışları, hırsızları, evsizleri, sokak sanatçılarını, işsizleri, şairleri ve sarhoşluğuyla ünlü bir ozan-yazarı bir araya getirmiş, unutulmaz bir edebiyat hamlesine dönüşmüştü. Loujon Press isimli yayınevi sadece 600 adet basılan ve elle dizilen kitaplar yayımlarken, The Outsider isimli bir dolara satılan ve 3100 adet basılan dergi, dönemin şair ve yazarlarının yer almaktan en çok mutluluk duyduğu yayınlardan biri olmuştu. Derginin daimi yazarı ise, Charles Bukowski’ydi.…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Henry Miller: “Yazarken yapılacak son şey rahat etmektir”

Henry Miller: “Yazarken yapılacak son şey rahat etmektir” İlk kitabı Yengeç Dönencesi’ni 42 yaşındayken Paris’te yayınladıktan sonra sansür, pornografi, ve müstehcenlik ile boğuşmak zorunda kalan Henry Miller, roman yazma sürecini ve roman sanatına dair düşüncelerini anlatıyor. Öncelikle, gerçek anlamda yazmaya nasıl başladığınızı bize anlatır mısınız? Yazmadan önce Hemingway gibi kalemlerinizi sivriltir misiniz, yoksa ‘motor’ dedirtecek bir şeyiniz yok mu? Hayır, genel olarak yok. İşe genelde kahvaltıdan sonra başlıyorum. Makinenin önüne otururum, eğer yazacak bir şey…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

“Ölüm benim tercihimden ziyade coğrafyanın dayattığı bir durum, ülke ile ilgili…”

Sonbahar ve Gelecek Uzun Sürer’in ardından Rüzgârın Hatıraları ile seyirci karşısına çıkan yönetmen Özcan Alper, bu kez Ermeni bir aydını taşıyor beyaz perdeye. İkinci Dünya Savaşı yıllarında siyasal baskılardan ve Varlık vergisinden kaçan Ermeni sosyalist Aram’ın bir sınır köyünde yaşadığı sürgünlük, 1915’in acılarına uzanan hatıraları da canlandırıyor. Başrollerinde Onur Saylak, Sofya Khandamirova, Mustafa Uğurlu, Ebru Özkan, Murat Daltaban, Menderes Samancılar’ın rol aldığı filmin künyesinde edebiyat dünyasından Ahmet Büke de var. Yönetmen Özcan Alper ile sinemasını…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

G.G. Márquez ile… Görsel Sanatlar, Mekânın Şiirleştirilmesi ve Yazmak

Bu röportaj, Nobel Ödülü sahibi Gabriel García Márquez ile Meksiko’daki evinde 1987 yılında yapılmış iki söyleşinin ürünüdür. Gayrıresmi bir sohbet şeklinde geçen Mayıs ayındaki ilk buluşmada García Márquez bana, kurmacalarının bazılarını yazarken kullandığı, Charles Saffray ve Edouard Andre’ye ait, 19. yüzyıldaki Kolombiya’yı resmeden çok sayıda çizim göstermişti. (Daha sonra bu Kolombiya çizimlerinin yeni bir baskısını buldum: Fabulous Colombia’s Geography, Der: Eduardo Acevedo Latorre, Litografia Arco, Bogotá, 1984.) Diyaloğu devam ettirme hevesiyle, Fabulous Colombia’s Geography kopyamı…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Oğuz Atay’la “Tutunamayanlar” üzerine

Pakize Kutlu’nun Oğuz Atay‘la yapmış olduğu aşağıdaki röportaj Yeni Ortam’da 30 Eylül 1972 tarihinde yayımlanmıştır. 1970 TRT Roman Ödülü’nü kazanan ilk romanınız Tutunamayanlar‘a karşı eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. Romanınızı ödüllendiren TRT seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. Tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz? Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar.…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Fatih Akın’la ‘Kesik’ Üzerine: “Öfkeyi Azaltmak”

Fatih Akın Kesik’e (The Cut, 2014) hazırlanma sürecini, filmi tasarlarken ve hayata geçirirken katettiği yolu ve Türkiye’yle kurduğu ilişkinin filme nasıl yansıdığını açık ve samimi bir üslupla anlatıyor. Kesik filminin çıkış noktasını konuşarak başlayalım. 1915’te yaşananlara ne zamandan beri ilgi duyuyorsunuz? Bu konuda bir film yapmaya nasıl karar verdiniz? Bu konu yirmilerimde ilk defa duyduğumdan beri ilgimi çekiyor. O zamanlar “soykırım mı, böyle bir şey olamaz” diye düşünüyordum. Sonra araştırmaya başladım. Bu konu üzerine bulduğum…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

“Sel, otoriteyle derdi olan bir yayınevi”

Sel Yayınları’nın 25. yılı vesilesiyle yayınevinin kurucusu İrfan Sancı ile 25 yıl önce kafasında beliren yayınevi fikrinden 12 Eylül sonrası yayıncılık ortamına, sosyalist yayıncılık pratiğinden toplumsal cinsiyet odaklı yayınlara dek birçok konu hakkında K24 için konuştuk. 25 yıllık Sel macerasını onun ağzından dinledik. Sel Yayıncılık’ın kuruluş hikâyesiyle Türkiye’deki birkaç yayınevinin kuruluş hikâyesi arasında bir ortaklık var. 12 Eylül 1980 Darbesi döneminde hapse giren bazı sosyalistler, hapisten çıktıktan sonra yaşamlarına yayıncılıkta devam etmeyi seçtiler. Sizle aynı…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Enis Batur

Enis Batur için, edebiyatımızın en üretken, en çok tartışılan, takipçileri kadar düşmanlarının da yayınlarını takip ettiği bir yazar, demekte beis görmüyorum.Doğu-Batı Dîvanı, tek ciltte, yıllar sonra basılınca, bunu fırsat bilip kapısını çaldım.  Laf lafı açtı; Dîvan, İstanbul, inşaat, külliye, Paris, ulusallık, sokaklar, eğitim, yayıncılık… ne geldiyse konuştuk. Hepsini bir biçimde şiire, şiirlerine bağlamayı da başardık, sanırım. Enis Batur külliyatının birkaç mahallesinin katmanlarını açmaya çalıştık. Doğu-Batı Dîvanı’nı, yıllar sonra bir kere daha okuyunca, bir şeyi fark ettim: Doğu-Batı…

Devamını görüntüle