Sepet 0
Devamını görüntüle...

“Daha çok yazalım, sayfada ve sokakta daha çok yer alalım…”

Seray Şahiner yeni romanı Kul ile herkesin hemen her gün yanından geçtiği ama asla fark edilmeyen bir kadının hikâyesini anlatıyor. Mercan Hanım, Samatya sokaklarında özgür olmanın ne demek olduğunu bile bilmeden kendi kendini evinin içerisine sıkıştırıp, televizyondan hayatı anlamlandırmaya çalışıyor. Seray Şahiner ile son romanı Kul ve kadınlık üzerine konuştuk. Gelin Başı, Hanımların Dikkatine ve Antabus kitaplarınızın merkezinde de kadınlar vardı. Kul ile Mercan Hanım’ın hikâyesiyle devam ediyorsunuz kadınlığı anlatmaya. Bu kadınlık meselesi ülkenin gündeminde…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Ece Temelkuran: Türkiye artık “Her şey olur orada” denen o çılgın ülkelerden biri sayılmaya başladı

Ankara Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyken Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nda gazeteciliğe başlayan Ece Temelkuran, aynı yıllarda yöneldiği edebiyatta 20. yılını yaşıyor. Temelkuran, “Türkiye artık “Her şey olur orada” denen o çılgın ülkelerden biri sayılmaya başladı” diyor. Çok sayıda dile çevrilen kitapları 20. yılında yeni baskılarıyla Can Yayınları’ndan tekrar yayımlanan ve Türkiye Günlüğü köşesi her hafta Almanca, İngilizce ve Türkçe okura ulaşan Ece Temelkuran’la konuştuk. – Her perşembe WOZ için yazmaya başladınız. Ne oldu da Ece Temelkuran, tekrar…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Hayat biter umay, önemli olan yaşarken neyin bittiği

–Umay Umay: çok güzel görünüyosun.. Kazım Koyuncu: bir hasta oldum var ya, hepinize güzel görünmeye başladım arkadaş yaa=) –Umay Umay: biliyorsun ki senle konuşmak çok zor. Çok sinirlisin Kazım Koyuncu: sinirliiii, yakışıklıııııı, konuş konuş, kızmayacağım 🙂 -Umay Umay: bensenle her zaman müzik konuşmayı sevdim. Bugün de müziği ve müzikle arandaki meseleden başka bir şey konuşmak da pek gözüm yok.. Kazım Koyuncu: müzikle aramda bir sorun yok=) benim bildiğim hayatla aramda bir mesele var…. Öyle olunca..…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

José Saramago: “Aslında kötümserim, ama kendimi kafamdan vuracak kadar değil.”

“Bir güzellik yarışmasının her yerde adı geçen kazananının yaptığı gibi, Nobel’in getirdiklerini üstlenemeyeceğim. Böylesi bir tahta oturmaya layık değilim, gerçekten yapamam.” José Saramago, 1922 yılında Portekiz’de küçük bir köy olan Ribatejo’da doğdu. Yoksul bir köylü ailede büyüdü. İki yaşındayken, ailesiyle birlikte babasının polis olarak çalışacağı Lizbon’a taşındı. Gençlik yıllarında, ekonomik sorunlar yaşadı. Ve bu yüzden normal bir liseden meslek lisesine geçiş yapmak zorunda kaldı. Bütün zamanını yazarak geçirmeye başlamadan önce, makinistlik gibi birçok işte çalıştı.…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

“Coğrafya ve dönem kaderdir”

Zülfü Livaneli: İkinci Dünya Savaşı’nda şimdi bizim gidip gıpta ile seyrettiğimiz Avrupa şehirleri yanıyordu. Biz o zamanlar burada rahattık, ama şu an tam tersi… Zülfü Livaneli, yeni romanı Huzursuzluk’ta cehalet ve kibirle örülü insanların birbirlerine yaptıkları zulümden bahsediyor, merhametin de zulmün bir parçası olduğunu vurguluyor. Livaneli, İstanbul- Mardin hattında bir arayışın içerisinde “Ben bir insandım” diye sayıklarken, Doğu ile Batı arasındaki uçurumu bir kez daha anlatıyor ve herkese unuttuğu kendi taşrasını hatırlatıyor. Mardin kutsal bir…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Georges Perec: “Çağla diyalog içinde…”

“Yaşam Kullanma Kılavuzu Raymond Roussel’e, Jules Verne’e, Rabelais’ye olan sevgimi tatmin edecek bir roman ve aynı zamanda dili, dünyayı bir merkezde toplayacak, bu dilden hareketle bir tür gündelik hayatı tüketip bitirecek, kelimeleri üst üste yığacak, bir nevi sözsel oburluğa sahip bir roman.” Patrice Fardeau: Eserlerinizde ne ölçüde birçok dönüm noktası olduğunu merak ediyorum. Bir yanda Şeyler ya da Uyuyan Adam var mesela, radikal bir yenilik getirmeden bir şeyleri yeniliyorlar: İnsan bu eserlerde kendini neredeyse hemen…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Derviş Zaim ile Söyleşi

Mehmet Fatih Cinoğlu: Önce kişisel bir soruyla başlamak istiyorum. Sinemaya olan ilginizi erken yaşlarda keşfettiniz. Malum İsmet Özel’in şiire başlama hikâyesi vardır kendisinin anlattığı: Sanata olan ilgimi fark ettim. Önce resimle ilgilendim. Memur çocuğu olarak pahalı bir uğraştı. Sonra şiir yazmam gerektiğini fark ettim. Sizin sinemaya olan ilginizi keşfetmenizin bir hikâyesi var mı? Derviş Zaim: Çocukluktan beri yoğun ilgim vardı. İyi bir izleyici olma gayreti içerisinde oldum. Ondan sonra edebiyatla olan bir rabıta söz konusu…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

“Sadık Bey’in kaderini paylaşabilirdim”

Pınar Kür: Ülkemizde doğan insanların gençlik hayallerini gerçekleştirme, kendi kimliklerini bulma ihtimali ne yazık ki çok düşük. Ben de eğitimimin büyük bir kısmını yurt dışında tamamlamamış olsaydım, Sadık Bey’in kaderini paylaşabilirdim. Pınar Kür, 10 yıl aradan sonra yazdığı Sadık Bey adlı romanıyla okurla buluştu. Kür, 50’li yaşlarının sonlarındaki Sadık Bey’in bir gün aniden hayatını sorgulamaya başlamasıyla gelişen olayları aktardığı romanında, toplumdaki dönüşümü de usulca ama sözünü sakınmadan ele alıyor. Pınar Kür ile yeni romanı, Türkiye’de…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Kalben ile söyleşi: Otobiyografik bir ilk albüm

“Bilinçlenmeye başladığımız çocukluk günlerinden bugüne değin biriktirdiğimiz tüm anıların, seslerin, yüzlerin üzerimizde etkili olduğuna inanıyorum. Bunların albüme yansıması, karar verilmiş, hesaplanmış bir durum da değildi.”   “Her yerde saç var” diyen o yarı bıkkın, yarı isyankar sesin, dinleyenler için uzun süre anonim kalamayacağı açıktı. Genele hâkim bir sükût hali, su gibi berrak yükselişler ve abartısız hüzne eşlik etmekten geri duramayan bir muzip sorgulamaydı Kalben’de ilk duyduklarım. “Haydi Söyle”ye kendi üslubunu katıp, arabesk kelimesini duyduğunda bile…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Çok zor günler yaşadım ama umudumu hiç yitirmedim

Sekseninci yaşını sekseninci kitabı Yoksa Sen misin’le kutlayan Gülten Dayıoğlu: “Umut aşım ekmeğim. Çok zor günler yaşadım seksen yılda. Ama umudumu hiç yitirmeden bu günlere eriştim. 1960’lı yıllardan bu yana kurduğum düşlerin bir bölümü gerçekleşti.” Gülten Dayıoğlu deyince akla elbette bir “okul” geliyor. Bu okul, çocukların çok sevdiği bir okul. Söyleşimize sekseninci yaşınızı kutlayarak başlayalım… Türkiye’nin pek çok dönemine tanıklık ettiniz. Nasıl geçti seksen yıl? Seksen yıl; zor kolay, acı tatlı, iyi kötü, sevindirici-üzücü, başarı–başarısızlık…

Devamını görüntüle