Sepet 0
Devamını görüntüle...

beyaz mantolu adam

Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filân hepsi tamamdı. Özellikle avlusu: dilenenler için en önemli yer. Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünemediği için dilenirken de başarısızdı. Küçük kaplar içinde mısır satmadığı için, çocuklarla ve kuşlarla birlikte, başkaları adına sevap işleyemezdi; ayrıca, ne kırmızı cüppeli…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

gramofon avrat

Azime bu kızı eline geçireli bir sene bile yoktu. Fakat adı şimdiden bütün Konya hovardalarının arasına yayılmış bunun sayesinde Azimenin çıkınına yeşil yeşil bangonotlar dolmağa başlamıştı. Yaşı daha yirmi sularında idi. On beş senelik oturak avratlarından güzel oyun oynuyor, bütün türküleri en zorlarını bile, gözünü kırpmadan söylüyordu. Bir yanık sesi vardı ki… Bu ses için ismi Gramafon Avrat olmuştu. Asıl adı pek malûm değildi. Nereden geldiğini de bilenler azdı. Dilinin epeyce düzgün olduğuna bakılırsa herhalde…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

ölüler ne diyor?

Onu çılgınca sevmiştim! İnsan neden sever? Dünyada sadece bir varlıktan başkasını görmemek, kafasında sadece bir düşünce olmak, yüreğinde sadece bir arzuyu hissetmek ya da dudaklarında sadece bir adın tekrarlanması tuhaf mı acaba? Bir pınarın sularının yeryüzüne çıkmasına benzer şekilde ruhun derinliklerinden dudaklara kadar yükselen, hep söylenen, tekrar söylenen, bir dua gibi her yerde hep fısıldanan bir ad. Hikâyemizi anlatmayacağım. Aşkın sadece bir hikâyesi vardır ve o zaten hep aynıdır. Tanışmış ve birbirimizi sevmiştik. İşte hepsi…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

SULAR NE GÜZELSE

SULAR NE GÜZELSE Üzerine oturduğum kayalığın karanlık kovuklarına küçük patlamalarla vurup duruyor deniz. Puslu, kapanık bir göğün altında yürüyüp geldim buraya. Yıkık sur kapısını geçince, sur duvarlarının içine oyulmuş, altı yedi kişinin güçlükle sığdığı o küçük içki evini görmüştüm önce. İçeridekiler görmesin diye pencerenin önünden eğilip geçmiştim. Sonrası birdenbire denizdi. Kuma çekilmiş karanlık, uzun sandalların arasından geçtim. Uçtaki bu karanlık kayalığa nasıl gelip oturduğumu hatırlamıyorum. Sigara yakmak için kibritimi çakınca, kayıkların ötesinden birinin, ben de…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

YARIN DİYE BİR ŞEY YOKTUR

YARIN DİYE BİR ŞEY YOKTUR Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı. Sıgarayı içerken Hâmid’den ve mesela bir Davalaciro diskuru veya Ankara’nın ünlü eleştirmecisinden, kendi diliyle yazılmış bir söyleşi okuyayım dedim; ama baktım ki heyecanım bütün anlayışsızlığımı seferber etmiş ve ben en açık alay unsurlarını bile atlayıp geçiyorum, hattâ kabalaşacağım; bıraktım. Bu heyecan, şiddetle ihtiyacım olan…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

MAŞİNGA

“Adam, pencerenin önünde dikilmiş, yağan karı seyrediyor. Apartmanın sekizinci katında pencere. Sadece kar görünüyor; aralarda savrulan koyu duman renkleri, karın içinde bir görünüp bir kaybolan gökyüzü parçaları. / O dumanların arasında, küçük toprak evden bir kadın çıktı. Omuzlarını kısarak hırkasının önünü kavuşturmuştu. Üşüyordu. Koşarak evin kapısının yanındaki küçük ahşap kapıya geldi. Aceleyle kapıyı açtı. Ağzından, burnundan buram buram beyaz dumanlar çıkıp karlar içindeki çevreye yayılıyordu. Kapıyı açınca, ayaklarının dibine yuvarlanan tezekleri, aceleyle elindeki sepete doldurup…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

deniz kıyısında

Boyuna değişiyor rengi. Mavi. Mavinin her türü. Gök mavisi. Türk mavisi. Camgöbeği. Yeşilimsi. Külrengi mavi. Çivit mavisi (handiyse). Ya da toprak rengi (büyük yağmurlardan sonra. Değişen yalnız rengi değil. Akıntıları, aynaları, dalgaları da. Balıkları da değişiyor. Bugün istavrit, vatoz; yarın lüfer, dil, çinekop (ağ attığınızda). Denizin bu değişkenliğini izliyorsunuz. Ve diyorsunuz ki, ne mene bir dünya bu deniz! Durmadan değişiyor, rengi, akıntısı, dalgası, balıkları. Ama bu değişimler için seviyorsunuz denizi. Herhangi bir denizi değil, kendi…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

arabalar beş kuruş

Akşam, caddelerin kalabalık zamanında, köşe başına bir kadınla bir çocuk gelirdi. Siyah bir çarşafa bürünen kadın elleriyle çarşafını yüzüne kapatır, yalnız iki siyah göz, sokağın yarı aydınlığında, parıltısız, önüne bakardı. Çocuk yanında ayakta dururken o çömelir, küçük bir çuvaldan birtakım oyuncaklar çıkarırdı: Bunlar bir değneğin ucuna takılmış bir çift tahta tekerlekti. Tekerleklerin üzerinde, iki yuvarlak tahtanın arasına çivilenmiş dört çubuktan ibaret kameriye gibi bir şey duruyorve tekerlekler yerde yürütülünce bu kameriye fırıl fırıl dönüyordu. Oyuncaklar…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

uğraşsız

“BİR BAŞKASI BELKİ ANLARDI”   Olduğum yerde uyuyakaldım. Çevrem sıcacık. Sıcacıklığı beni uyandırıyor. Başımın ucunda kırmızı topraklı adalardan birinde bilmemkimle geçmiş bi gün var. Güneşten, derimle bir tüylerim de yanmış; Gauguin’den tanıdığım bi renk almışım. Yüzükoyun uzanmış kuruyorum. Dışım, çevrem: gözleri kıpkırmızı sulanmış, külhan, kaçamaklı okullular, cezaevleri, varsayımcılar, yıldızlar, köpeklerle dolu; hıncahınç. Yanıbaşımda bu olmasa! Bu, çok karı görmüş, yapmacıklı, içinden koşullu adamı sevmiyorum. Onun, ağacı, kediyi, denizi sevmesi benim yüzümden. Bu maviliğin, bu pırıl…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

unutulan

“SENİ ÇOK MU YALNIZ BIRAKTILAR SEVGİLİM?” “Ben tavan arasındayım sevgilim!” diye bağırdı delikten aşağı doğru. “Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara.” Son sözlerimi duydu mu? “Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim.” İyi. Durgun bir gün. Bütün hayatımca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi bana. Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık. “Bir yerini kırarsın karanlıkta.” Delikten yukarı doğru bir el feneri uzandı. Fenerli elin ucundaki ışık, rasgele, önemsiz…

Devamını görüntüle