Sepet 0
Devamını görüntüle...

Hüzünlü güzellik

Ercan Kesal, karşılaşacağımız şeyler ne kadar fena olursa olsun, aynalara bakıp kendimizi ve birbirimizi tanımanın uzun şiiri yazmayı inatla ve umutla sürdürüyor. “Aynalara bakmak kime bakmaktır?” diye sorar şair. İnsan kendini yine insanda, bir başkasında, ötekinde tanır. Başkasıyla kurduğumuz ilişkinin doğası bize kim olduğumuzu da söyler. O nedenle, ne zaman aynaya baksak herkes orada: 12 Eylül, gözaltında kaybolanlar, Diyarbakır Cezaevi, ölüm oruçları, faili meçhuller, Halepçe, Maraş, Sivas, Roboski, kardeşimiz Hrant ve daha niceleri… Ercan Kesal,…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Karşı kıyının sürgünü

Dogmalar, ezbere kalıplar yoluyla Puşkin’i ulusal bir kültür simgesi olarak kabullenmekle yetinen bir güruhun karşısında Puşkin’e maymun diyebilen bir insan Boris. Sergey Dovlatov, Sovyetlerin çöküşünden sonra nihayet Rusçada da rahatça okunmaya başlanabilen bir sürgün yazar. Yaşadığı süre boyunca Rusya’da yalnızca tek bir kitabı basılabilmiş: Nevidimaia Kniga. Yayımlanmasından kısa bir süre sonra da kitabın tüm kopyaları KGB tarafından toplatılıp mahvedilmiş. Kitabın İngilizcedeki ilk baskısının (1979) başlığının Invisible Book (Görünmez Kitap) olması bu vahşi eylemin doğruca yüzüne…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Masal Kurdu

Peri masalı denince akla ilk gelen o mutlu sonları bir köşeye bırakmış Prokopiev, onun yerine gerçekle gerçeküstünün iç içe geçtiği, sonsuza giden masallar yazmış. Masal insanın ruhuna kehaneti fısıldar. Herkes kendi yolunu bulmaya çalışırken başka şeyler öğrenir o kehanetin anlatısından. Okunan bir şifadır çoğu zaman, görülmeyenin görülmüş halidir anlatılan. Masallar evreni anlamlandıran anlatılardır, kandırmaz inandırır. Günümüzde bir hayli anlam kazanan, anlatma eğitimleri verilen, dinleme akşamları düzenlenen ve birkaç sene içerisinde saklandıkları yerden bir şekilde hayatımıza…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Saramago’nun iç içe Lizbon’ları

1992’den 2010’daki ölümüne kadar İspanya’da sürgün hayatı yaşayan José Saramago, siyasal erkin edebiyatı susturmaya gücünün yetmeyeceğini sessizce haykırıyor. Ellili yaşların başında, Lizbonlu bir düzeltmen: Raimundo Silva. Raimundo epey yalnız ama bunu sorun etmiyor; içtenlikle yakınlık duyduğu tek şey üzerinde çalıştığı metinler. Her düzeltmen gibi, ucu bucağı hayli sonlu bir kudrete sahip çalıştığı metinler üzerinde. Genellikle yaptığı şey, metinlerin kuytularına pek inmeksizin, aşina bir göze çarpması muhtemel hataları tespit etmek, anlatım bozukluklarını düzeltip bulanık kısımları berraklaştırmak…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Bir Çağrışımlar ve Hatıralar Seyahatnamesi: M Treni

Adı geçtiğinde akla ilk önce müziği gelse de yazar kimliğiyle Türkçede ilk olarak “Çoluk Çocuk” ile karşımıza çıkan Patti Smith, hem içerik, hem yetenek olarak çıtası yüksek bir eser ortaya koymuştu. Tabii, onun kitaplarını popüler söylemler ve nitelemelerle ifade etmek okurun algısında onu sıradanlaştıracaksa, bundan imtina ederim. Çünkü karşımızda sadece bir Rock şarkıcısı ve onun sırf yazmak için yazmış olduğu kitapları yok. Patti Smith’in gözlemleri, hafızasını yoklayış ve onu yazıya döküş biçimleri, kendi hayatını bir…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

“Derisi yüzülen bir hayvanmış gibi”

Lessing’le evvelce tanışmamış okurlar için Son Aydınlık Yaz iyi bir başlangıç olabilir. Doris Lessing’in kitabı Son Aydınlık Yaz raflarda yerini aldı. “Yaz tatilinde yanınızdan ayırmamanız gereken kitaplar” listesine çoktan girmiş midir bilinmez, ama aslında 1973 tarihli olan ve Türkçede yayınlanması bu yaza rastlamış bu kitabı okumaya karar vermek için ilk sayfalarına göz atmak yeterli. “Ah bu korkunç!” dediğimiz kamusal felaketlerin giderek birer klişeye dönüştüğünden, bu arada kişisel felaketlerin nasıl da önemsiz görülüp geçiştirildiğinden söz eden…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Babayı hatırlamak

Elimizdeki duygulu, naif bir hatırlama romanı; babayla hesabı barışarak, sevgiyle kapatan bir metin. Belki de ölüme huzurla gitmenin bir gereği olarak… Ölüm döşeğinde insan neyi hatırlar? Az sonra ölmüş olacağımız için asla paylaşamayacağımız bir deneyim bu. Paul Harding’in Babamın Yalnızlığı isimli romanı da hayatının son sekiz gününde George Washington Crosby’nin zihninden geçenlerin bir dökümü. Gerçekçiliğinden asla emin olamayacağımız bir kurgu bu. Hatırlamanın kendisine has bir ritmi, yolculuğu var. George Washington Crosby’nin hafızası da çoğunlukla geçmiş…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Anka’nın Aradığı

“Yakama hiçbir zaman çiçek takmadım. Ama Çiçek Pasajı’nın bizleri takındığı yeni koparılmış çiçekler gibiydik. Bin dokuz yüz altmışlardaydık.” Bir otobiyografik metinde böyle yazar Cansever, 70’li yılların sonuna doğru. Her şeyin bir kez daha kuşkuya boğulduğu, kırılganlaştığı, tükeniş sezgisinin hükmünü icra etmeye başladığı bir noktada, yakın ama artık çok uzak geçmişi, uzun bir zafer ânı olarak yaşanmış bir dönemi anıyordu: Ben hiç çiçek takmadım, ama ben ve arkadaşlarım, olgunlaşan günün koparıp yakasına taktığı henüz genç çiçeklerdik:…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Sahih okura hitabımdır

Penceremden’de toplanan denemeler, bize edebiyat eleştirisi üzerine düşündürecek cinsten. Orwell, Ford Madox Ford, Kipling, Updike, Michel Houellebecq ve Oates bu denemeler toplamında boy gösteren yazarlardan… Sözü Türkçe edebiyatın sağlam bellekli, safalı dilli, edalı sözlü ve şen şakrak denemecisi Salâh Birsel’le açmak isterim. Bir tür olarak denemenin hor görülüp ders kitaplarına hapsedilmesi, hele hele Türkçede deneme yazarı yetişmemesi, doğrusu ahlanıp vahlanacak bir meseledir. Öyle ki, iyi bir deneme okumak insanı krallar katına yükseltir, başına taç bile…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Yeni dergiciliğin kültürel ve edebî hegemonyası

Edebiyat dergilerinin kapandığı ya da hayatta kalmak için çaba sarf ettiği bir dönemde dergiciliğin kabuğunu değiştirmesi, yeni dergilerin türemesi çok heyecan verici görünse de gelinen nokta epey bir sorun arz ediyor… Türkiye’de dergiciliğin niteliği değişmeye başladı. Üç yıldır Ot dergisinin başını çektiği “yeni” dergicilik farklı bir biçim kazandı. Ot’un yanına onun neredeyse kopyası sayılabilecek birçok dergi çıktı, çıkmaya da devam ediyor. Hatta bu dergiler kendi içlerinde çeşitlenmeye de başladı. Edebiyat dergilerinin birçoğunun kapandığı ya da…

Devamını görüntüle