Sepet 0
Devamını görüntüle...

“Halk önünde yakılmalı”

Dostoyevski’nin benim karikatürümü çizdiğini söylediler. Pekala bırakalım kendini eğlendirsin. Babalar ve Oğullar romanına yönelik ağır eleştiriler, Turgenyev’in edebi verimini çok düşürmüş, hatta bitirme noktasına getirmişti. Eleştirilerden derin bir şekilde etkilenen Turgenyev, şunları yazmıştı: “Artık kalemimi çiviye astım… Rusya benim için yabancı bir ülke oldu, ona dair ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Bu gibi durumlarda en doğru davranış, sükût altındır sözlerine uymaktır.” Turgenyev gibi büyük yazarlar hiçbir zaman yazmaktan tamamen kopmazlar elbette ve o da öyle yaptı. Babalar…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Ahenkli bir bütün

Hangimiz Mrs. Dalloway’deki Clarissa Dalloway’i, Deniz Feneri’nin Mrs. Ramsay’ini, Gece ve Gündüz’ün Katharine Hilberry’sini ya da Dışa Yolculuk kitabındaki Rachel Vinrace’i Virginia Woolf’un kendiliğinden ayırabilir ki? Bundan birkaç yıl önce özel bir üniversitede “Benliğim Ne Kadar Benden?” başlıklı bir nöropsikofelsefe sempozyumu olmuştu. (Burada öncelikle başlığın cazibesine kapıldığımı itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum.) Psikanalist Bella Habip, “Psikanaliz Kuramları İçinde Benlik Kavramının Serüveni” başlıklı bir konferans vermişti. Freud’un yapıtındaki benliği mercek altına alıp, Freud sonrası benlik kavrayışlarını…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Nefes alınacak bir pencere

Fahrenheit 451, kitapların yasaklandığı bir dünyada onların nasıl yok edildiğini anlatıyordu. 6.27 Treni ise kitapları yok etmenin de sektörleştiği bir dünyada geçiyor; bizim dünyamızda… Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu her yıl kaç bandrol temin ettiklerini açıklıyor; yani basılan kitap sayısını… Gazetecilerin oldukça hoşuna giden bu bilgi her defasında haberleştirildiğinden, mutlaka denk gelmişsinizdir. Örneğin ilgili basın bülteni 2016’da Türkiye’de 404 milyondan, 2015’te 383 milyondan fazla kitabın yayımlandığını duyurmuştu. Kaç ton kağıdın çöpe gittiği ise –tüketim kültürümüzün bir…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Puşkin’in gözünden Kafkasya ve Doğu Anadolu

Erzurum Yolculuğu, 19. yüzyılın ilk yarısında Moskova’dan Erzurum’a, tüm Kafkasya ve Doğu Anadolu coğrafyası hakkında Puşkin’in gözünden eşsiz bilgilerle ve notlarla dolu.   Hiç kuşkusuz, Rus edebiyatının dünyaya armağan ettiği en büyük isimlerden biri Puşkin; Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Gogol’ü etkilemiş öncü bir yazar. Şiire, yazıya ve konuşmaya daha çocukluktan olağanüstü yeteneği olan Puşkin, tarihe de meraklıydı. Örneğin İlber Ortaylı, Puşkin’in tarihe olan ilgisini şöyle anlatır: “Hicvi kuvvetliydi. Tabiatı tasviri kuvvetliydi. Mitolojiyle ve masallarla büyüdüğü için renkli…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Bir gece vakti

Gerçeklik ve rüya arasında gidip gelen bölümler halinde kurgulanmış, kısa, dinamik, merak uyandıran, hayata dair mesajlar içeren, caz müziği ile zenginleşen bir hikayesi var Karanlıktan Sonra’nın. Nobel Edebiyat Ödülü’nün en güçlü adayları arasında sayılan Haruki Murakami, hiç kuşkusuz, Japonya’nın yaşayan en önemli ve en ünlü yazarı. Dünyanın hemen her köşesinde, –onlarca dilde– milyonlarca okuyucuyla buluşuyor. Türkiye’de de seviliyor Murakami romanları. 2004 yılından bu yana hemen her yıl yeni bir Murakami çevirisi mutlaka yayımlandı. Böylece yazarın…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Her şey bu kadar edebi olmalı mı?

İspanyol edebiyatının yaşayan efsanelerinden biri olarak kabul edilen Enrique Vila-Matas’ın bir labirente benzetebileceğim bu romanı, edebiyat tutkusunun kurbanı bir yazarı resmediyor. Edebiyatın nerede bittiği, gerçek hayatın nerede başladığı, hem okur hem de yazar için zaman zaman netliğini yitirebiliyor. Hem yazan hem de okuyan biri olarak bazen metnin içinde kaybolduğum, bazen de gerçek hayatın içinde kaybolup tam tersine metnin içinde kendimi –ve yolumu– bulduğum oluyor. Bu iç içelik, hatırlanan herhangi bir olayın dün mü yaşandığı, yoksa…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Cevaplarına ulaşamayan soruların öyküsü

“Siz bu öykülere tahammül edemiyorsanız demek ki içinde bulunduğumuz bu zaman tahammül edilemezdir.” Urdu edebiyatının en önemli öykü yazarlarından Saadat Hasan Manto’nun öyküleri aracılığıyla, Hindistan’da yaşanan bölünmenin oluşturduğu kimlik sorunlarına uzaktan da olsa tanıklık ediyoruz. Kitaba ismini veren Toba Tek Singh isimli öykü, Hindistan’ın bölünme sürecinde akıl hastanesi sakinlerinin benliklerindeki bölünme ile toplum bölünmesi arasındaki ince çizgiye işaret ederek ilerliyor. Toba Tek Singh, Urdu Edebiyatının en önemli öykü kitaplarından biri. Geçtiğimiz ay, Zoom Kitap’ın öykü…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Başucumuzda bir atölye

Kurslar, dersler ve atölyeler bir yana, her şeyden önce hepimiz okuyarak öğreniyoruz. Bu kitabı da o yolda harika bir kılavuz olarak değerlendirebiliriz. Gözünüzdeki o muzip pırıltıyı görür gibiyim. Yaratıcı yazarlık dersleri veren birisi olarak bu kitabı tanıtırken malum konu hakkında en ateşli polemik toplarına çıkacağımı sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz, demeyi çok isterdim ama suya sabuna dokunmadan bu yazıyı tamamlamam imkansız. Yine de elimden geldiği kadar kısa tutmaya ve efendi olmaya çalışacağım. İlk olarak, evet haklısınız, “yaratıcı yazarlık”…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Hermann Hesse’nin gölgeleri

Hermann Hesse, Klein ve Wagner anlatısında kayıpları, ikircikli duygu durumlarını, karanlık taraflarımızı, yabancılaşmayı, bellek ve belleksizliği varoluşsal çatışmalarımıza usul usul ilikliyor. “Tek bir karakter yoktur. İçinizde sonsuz sayıda ve değişen güçlerde sonsuz karakter vardır. Bunlar güçlerine, zamana ve mekana göre kendilerini gösterirler.” Hermann Hesse’ye ait bu cümle, karakterlerini yaratırken izlediği yolun bir özeti sanki. Hatta Hermann Hesse edebiyatının bir özeti… Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gerek savaş ortamının gerekse ruhsal sorunlarının etkisiyle ağır bir depresyona giren…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Büyülü devrim

Bu Dünyanın Krallığı, tarihsel arka planı göz ardı edilerek okunduğunda anlamsız gibi görünebilir. Ancak Haiti’nin geçmişini ve tüm Latin Amerika’nın hikayesini dikkate aldığımızda her şey rayına oturuyor. Alejo Carpentier, başka pek çok Latin Amerikalı yazardan daha az bilinen bir isim. Kaleme aldığı ve dünya çapında adından söz ettiren Bu Dünyanın Krallığı romanıyla aslında “büyülü gerçekçiliğe” dair tartışmanın fitilini ateşleyen edebiyatçı. Carpentier, Haiti’deki devrimi hem bir düş hem de o düşün gerçekleşmesi olarak ele alıyor. Zaman…

Devamını görüntüle