Sepet 0
Devamını görüntüle...

Anlatamıyorum

Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle? Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum. Orhan Veli Kanık Kaynak: www.siirakademisi.com

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Nâzım Hikmet

hüzün ki en çok yakışandır bize belki de en çok anladığımız biz ki sessiz ve yağız bir yazın yumağını çözerek ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze ovayı köpürte köpürte akan küheylan ve günleri hoyrat bir mahmuz ya da atlastan bir çarkıfelek gibi döndüre döndüre bir mapustan bir mapusa yollandığımız biz, ey sürgünlerin nâzım’ı derken tutkulu, sevecen ve yalnız gerek acının teleğinden ve gerek lâcivert gergefinde gecelerin şiiri bir kuş gibi örerek halkımız, gülün sesini…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Kapının önünde duran çocuğa gazel

Kapının önünde duran çocuk Bir kır görünümünü andırıyor Güneş tütüyor saçlarında Gözlerinde bir deniz kımıldanıyor Kapının önünde duran çocukta Bütünleşiyor bütün zamanlar Dağlar doğuyor çatırdayarak Derinleşiyor okyanuslar Aşklar başlıyor ve bitiyor Dünya sürdürüyor dönmesini İzliyor şaşmaz düzeninde Gece ve gündüz birbirini Kapının önünde duran çocuk Habersiz bütün bunlardan Hayat akıyor durmaksızın Onun içinden ve dışından Ataol Behramoğlu E Dergisi 2000 yılı şiir seçkisi Kaynak: www.siirakademisi.com

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Himmet çocuk

Elvanlarda ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, perişan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen canavarın bir lüzum görüntüsüne bakıyordu. Herkesin ruhunda sonu gelmeyen meşakkatin, açlığın, her günün gizli felaket ihtimallerinin yoğurduğu yeis ve lâkaydı vardı. Onun için kimse Uşak’a kadar gelmek istemiyordu. Parayı ne yapacaklardı? Ne alırdı ki? Yalnız zayıf yüzlü bir ihtiyar halsiz bir sesle: – Ben İney’e kadar yolu biliyorum. Fakat beni Uşak’a götürürseniz ve bana orada bir okka tuz verirseniz…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Yapraklar

Yaprakların yaradılışını okudum Gazali’de. Elin kuşlar kaldırıyor, Bana bu şiiri yazdırıyor durup dururken. Durup dururken senin için yapraklar topluyorum Senin uzun, güzel ayakların için. Gereksiz uzuyor bir tümce durup dururken. Yapraklar topluyorum yaprakları anlamıyorum. Sokağı dönüyor sesin.   Yaratım, Eylül-Ekim 2004 İlhan Berk Kaynak: www.siirakademisi.com

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Çankırı hapishanesinden mektuplar

Saat dört yoksun Saat beş yok Altı, yedi, ertesi gün, daha ertesi ve belki kim bilir… Hapisane avlusunda bir bahçemiz vardı. Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı. Gelirdin, yan yana otururduk, kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde… Kelleci Memedi hatırlıyor musun? Sübyan koğuşundan. Başı dört köşe, bacakları kısa ve kalın ve elleri ayaklarından büyük. kovanından bal çaldığı adamın taşla ezmiş kafasını. “hanım abla” derdi sana. Bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı, tepemizde, yukarda,…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

José Saramago: “Aslında kötümserim, ama kendimi kafamdan vuracak kadar değil.”

“Bir güzellik yarışmasının her yerde adı geçen kazananının yaptığı gibi, Nobel’in getirdiklerini üstlenemeyeceğim. Böylesi bir tahta oturmaya layık değilim, gerçekten yapamam.” José Saramago, 1922 yılında Portekiz’de küçük bir köy olan Ribatejo’da doğdu. Yoksul bir köylü ailede büyüdü. İki yaşındayken, ailesiyle birlikte babasının polis olarak çalışacağı Lizbon’a taşındı. Gençlik yıllarında, ekonomik sorunlar yaşadı. Ve bu yüzden normal bir liseden meslek lisesine geçiş yapmak zorunda kaldı. Bütün zamanını yazarak geçirmeye başlamadan önce, makinistlik gibi birçok işte çalıştı.…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Cevaplarına ulaşamayan soruların öyküsü

“Siz bu öykülere tahammül edemiyorsanız demek ki içinde bulunduğumuz bu zaman tahammül edilemezdir.” Urdu edebiyatının en önemli öykü yazarlarından Saadat Hasan Manto’nun öyküleri aracılığıyla, Hindistan’da yaşanan bölünmenin oluşturduğu kimlik sorunlarına uzaktan da olsa tanıklık ediyoruz. Kitaba ismini veren Toba Tek Singh isimli öykü, Hindistan’ın bölünme sürecinde akıl hastanesi sakinlerinin benliklerindeki bölünme ile toplum bölünmesi arasındaki ince çizgiye işaret ederek ilerliyor. Toba Tek Singh, Urdu Edebiyatının en önemli öykü kitaplarından biri. Geçtiğimiz ay, Zoom Kitap’ın öykü…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Başucumuzda bir atölye

Kurslar, dersler ve atölyeler bir yana, her şeyden önce hepimiz okuyarak öğreniyoruz. Bu kitabı da o yolda harika bir kılavuz olarak değerlendirebiliriz. Gözünüzdeki o muzip pırıltıyı görür gibiyim. Yaratıcı yazarlık dersleri veren birisi olarak bu kitabı tanıtırken malum konu hakkında en ateşli polemik toplarına çıkacağımı sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz, demeyi çok isterdim ama suya sabuna dokunmadan bu yazıyı tamamlamam imkansız. Yine de elimden geldiği kadar kısa tutmaya ve efendi olmaya çalışacağım. İlk olarak, evet haklısınız, “yaratıcı yazarlık”…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

İki buçuk

İşte gene hiç sevmediği bir duruma düş­müştü! Bin kez söylemişti kendi kendine ki, “Dolmuşa bindiğim zaman değil, inerken para­yı vereceğim bundan sonra!” Olmuyordu, olmuyordu Allah belasını versin. Bundan önce bir değil, beş değil, belki de on, on beş, yirmi sefer hep aynı duruma düşmüş, şoförle takışmıştı. En temizi, dolmuştan inece­ği yere gelince, inmeden önce parayı vermekti. Bir süre öyle yapmıştı. Ama bu sefer, bu so­nuncu sefer… Durak kalabalıktı. Birkaç kişi koş­muşlardı, çevik bir davranışla girivermişti…

Devamını görüntüle