Sepet 0
Devamını görüntüle...

Kargo

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun! Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun. Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun. Buraya, küçük…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Ölüm Ülkesinde Aşk

Gece bir karşı varlıktı karanlığıma Gece tanımsız bir bütünlük Senin hayatını düşündüm Sevmek sevgilinin suretini bürünmektir biraz da Sonbahar uzaktan bakmaktı sana Sonbahar yeniden ölüm Mithatpaşa Caddesi’nde yürüyorum Kim bilir bu duyguyu kaçıncı kez yaşıyorum Güzelyalı tenha bir gece olmuş İzmir’de Hep senin gözlerini görüyorum Yaşamak yumuşak dikenlerinde yokluğunun İkimizde iki ayrı evrende iki ayrı barış Bir uyumu eylemek zordur bunun gibi Uyum yokluğuysa uyumuzluğun Sen yok gibisin Yokluğunu kim tamamlayacak Güzelyalı bir vapur olmuş…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Titrek bir damladır

Titrek bir damladır aksi sevincin Yüzünün sararmış yapraklarında Ne zaman kederden taşarsa için Şarkılar taşırsın dudaklarında. İşlerken hülyama sesten örgüler Bir çini vazodan dökülen güller Gibi hülyada fecirler güler Buruşmuş bir çiçek parmaklarında. Gözlerin kararan yollarda üzgün, Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün; Süzülüp akasya dallarından gün Erir damla damla ayaklarında. Sesin perde perde genişledikçe Solan gözlerinden yağarken gece Sürer eteğini silik ve ince Bir gölge bahçenin uzaklarında. Sen böyle kederden taştığın akşam Derim dudağında…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Orda bir köy var uzakta

Orda bir köy var, uzakta, O köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de, tozmasak da O köy bizim köyümüzdür. Orda bir ev var, uzakta, O ev bizim evimizdir. Yatmasak da, kalkmasak da O ev bizim evimizdir. Orda bir ses var, uzakta, O ses bizim sesimizdir. Duymasak da, tınmasak da O ses bizim sesimizdir. Orda bir dağ var, uzakta, O dağ bizim dağımızdır. İnmesek de, çıkmasak da O dağ bizim dağımızdır. Orda bir yol var, uzakta, O yol…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Sitem

Önde zeytin ağaçları arkasında yar Sene 1946 Mevsim Sonbahar Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim Dalları neyleyim. Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim. Yar yar!..Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar Değirmen misali döner başım Sevda değil bu bir hışım Gel gör beni darmadağın Tel tel çözülüp kalmışım. Yar yar Canımın çekirdeğinde diken Gözümün bebeğinde sitem var Bedri Rahmi Eyüboğlu Kaynak: siir.sitesi.web.tr

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Nar çiçeği

Koşar adım sokaklardan geçti. Açıklardan, kapı ve pencerelerin, kapı önlerinde çene çalan Ermeni kadınlarının, merkezkaç gücüyle ayaklarına bağlanmış topları döndüren çocukların, evler yıkanların, evler yapanların, mahalle kahveleri önüne atılmış sandalye ve taburelerde oturan erkeklerin, köşe başlarında ikisi üçü bir arada dikilerek çevreyi gözetleyen ya da gizli saklı konular üzerinde alçak sesle konuşan delikanlıların, mini etekli genç kızların açığından geçti. Bir evin önünde bir adam kabaca bir oğlanın eline bir paket tutuşturuyor ve soruyordu: “Annen evde…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Hâmit için bir yazı

İki genç arkadaş, yemekten gelmişler, matbaanın üst katında, bir odada dinleniyorlar. Biri bir koltuğa oturmuş, ayaklarını da bir sandalyeye uzatmış, dişleri arasında sönmüş bir pipo, haftalık, aylık dergileri karıştırıyor. Öteki, arkadaşının karşısındaki kanepeye uzanmış yatmış, sigarasını içiyor. Bir aralık koltukta oturan, kanepede yatandan sordu: — Sen Hâmit’i nasıl bulursun? dedi. — Hangi Hâmit’i? — Canım “hangi Hâmit”i diye sorulur mu? Abdülhak Hâmit’i. — Ha… Bilmem. Ben onu hiç okumadım. — Hiç okumadın mı? Tuhaf! Edebiyatçı…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Dondurmalı sinema

Hikâyemin, bugünün insanlarına bir masal gibi geleceğini biliyorum. Ama ben bu masalın içinde yaşadım. Hiç de uzak olmayan o barış günlerinin serüvenleri, sisli, karışık anılar arası yitip gitmiş, sanki o beyaz pantolonlu çocuk yaz öğlelerinin sıcağı, durgunluğu, neşesiz içinde sinemaların karşılıklı sıralandığı sokakta dalgın, avare dolaşmamış, bol haydut gürültülü bir filmin heyecanını resimlerini seyrederken yaşamamış? Benim uzun savaş yıllarında karanlık gecelerde ekmek fırınlarının önünde, insanlardan, onların büyüklüğünden, iyiliğinden ümidimi kestiğim, yaşamaya olan sevgimin eksildiğini duyduğum…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Ağacın İkindi Türküsü

Açıklara çıkalım boğulmamak için Günün kuytu yerleri şimdi harap İçimizde bir ezgi inceden inceye Bizi kendimize bağlarken akşam olur Karanlığı gümüş rengine boyar mehtap Oturup uzun uzun konuşsaydık Sevişmek nasıl olsa gene olur, iyi kötü Bir ıhlamur sıcaklığı yayılırken odamıza Herşeyi ince ince düşünseydik Ölümü, kırgınlığı, inceliği en başta Bütün eksiklerimize gülüp geçerek Belki de boşa geçti onca zaman Bu da bir tür geçip gitme duygusudur Ne güzel olurdu yeniden başlasak Ne yapsan en başa…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Eylül oluyor

Küçük bir basamağı bütün varlığıyla geçmeye çalışıyor yeni yürüyen bir çocuk; bütün gücüyle, bütün acemiliğiyle, bütün sevimliliğiyle. Basamak duvar oluyor, set oluyor. Ana-babalar denizde, eğlencede yemekte. Tahtıravalli inip kalkıyor, salıncağın etekleri rüzgârda Renklerle, ışıklarla cıvıldıyor bahçe. Yeni yürüyen çocuk basamağa bakıyor: Çok uzaklara bakıyor sanki, çok uzaklara. Eylül oluyor sevimliliği, gücü, acemiliği Bir anlık Eylül oluyor. Ne Ağustos’u tanırım artık ne de Ekim’i. Fuzuli bir kalabalıktan dönmüşüm. Aklım ermiyor. Suç arıyor, suçlu arıyor yatalak gece.…

Devamını görüntüle