Sepet 0
Devamını görüntüle...

Başka türlü bir şey

başka türlü bir şey benim istediğim ne ağaca benzer, ne de buluta burası gibi değil gideceğim memleket denizi ayrı deniz, havası ayrı hava.. bir başka yolculuk dalından düşmek yere yaşadığından uzun bir tatlı yolculuk dalından inmek yere ağacın yüksekliğince dalın yüksekliğince rüzgarda ve bir yeni ömür vardığın çimen yeşilliğince nerde gördüklerim nerde o beklediğim rengi başka tadı başka..   Can Yücel   Kaynak: www.siirakademisi.com

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Alabandada

Saç maşası satan adam, güverte yolcularına ait sancak kıç omuzluğunun alabandasında dinelmiş, bağıra bağıra mallarını övüyordu.Günün son turuncu ışığı sönmek üzereydi. Denizin mavisi koyulaşmıştı. Dalga başlarında; çakmak çakılıyormuş gibi, turuncu kıvılcımlar uçuyordu. Ufkun üzerinde parıldayan akşam yıldızı; gökte bir gülüştü. Saç maşası satıcısının yüzünün yarısı turuncu, yarısı açık menekşeydi. Adam doğrusu, söz gücüyle satıyordu. Sözler burgaçlanarak ve köpürerek, ağızdan çağlayan halinde akıyordu. Çevresinde halka olmuş çoğu erkekler, ağızlarını açmış dinliyorlardı. Satıcının anlattığına göre, gözü karda…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Masal Kurdu

Peri masalı denince akla ilk gelen o mutlu sonları bir köşeye bırakmış Prokopiev, onun yerine gerçekle gerçeküstünün iç içe geçtiği, sonsuza giden masallar yazmış. Masal insanın ruhuna kehaneti fısıldar. Herkes kendi yolunu bulmaya çalışırken başka şeyler öğrenir o kehanetin anlatısından. Okunan bir şifadır çoğu zaman, görülmeyenin görülmüş halidir anlatılan. Masallar evreni anlamlandıran anlatılardır, kandırmaz inandırır. Günümüzde bir hayli anlam kazanan, anlatma eğitimleri verilen, dinleme akşamları düzenlenen ve birkaç sene içerisinde saklandıkları yerden bir şekilde hayatımıza…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

“Umut yoksa, roman yazmanın da bir anlamı yok”

Hikmet Hükümenoğlu: Ne kadar karamsar olursam olayım, içimde umut yoksa, roman yazmamın da bir anlamı yok. Bu kadar korkunç olaylar olurken hayatta kalma güdüsü de o umut zaten. Bir şeyleri değiştirebileceğimize inanıyoruz. Yoksa hayatta kalamayız Önceki romanlarınızdan farklı olarak Körburun’un politik bir roman olduğunu söyleyebiliriz. Bundan bahseder misiniz biraz? Politik bir roman yazacağım diye oturmadım masanın başına. Hatta tam tersi, aşk öyküleri yazmak istiyordum. Daha önceki söyleşilerde de anlattım, kafamda tasarladığım öyküler birleşip böyle bir…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Saate Bakmak

Varsın her şey sonraya kalsın Sonraya, en sonraya Sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil. Bir papatya ne kadar uzağı görebilirse O kadar yakın kalplerimiz birbirine Ölü bir denizi bile bir tartışmaya çevirdik Kayaları taş devrine göre ölçtük biçtik Kalemlerimizi kesilmiş çiçek sapları gibi attık Kapıları açarken birbirimize ağladık. (Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi Sahi ne kadar da çok severmişiz Yıllarca, yüzyıllarca öpüştük Sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk İstersen bu gece burada…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Liliyar

Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu Kuklalar titremesin ne yapsın Kuklaların kukla olmadığı besbelli Lilinin çekip gideceği besbelli Lilinin dönüp geleceği besbelli Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris’nin Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili Yüzün ruhun kadar aydınlık ya…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Yalnız’ın Durumları

Sen her şeyi süpürebilirsin; sonbaharı süpüremezsin, Yalnızsa, sürekli bir sonbaharı süpürür hep.. Düşünemezsin. Yanar sobasında yalnız’ın üşüyen bakışları. Lambasında karınlığa dönük bir ışık titrer sönük-sönük. Penceresi dışına kapanmıştır, kapısı içine örtük. Yalnız, bin yıl yaşar kendini bir an’da. Yalnız’ın nesi var, nesi yoksa tümü birdenbire’dir. Yalnız, bir ordudur kendi çölünde.. Sonsuz savaşlarında hep yener, kendi ordusunu. Yalnız’ın sakladığı bir şey vardır; Boyuna yerini değiştirir, boyuna onu arar… Biri bulsa diye. Yalnız, hem bilgesi, hem delisidir…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Saramago’nun iç içe Lizbon’ları

1992’den 2010’daki ölümüne kadar İspanya’da sürgün hayatı yaşayan José Saramago, siyasal erkin edebiyatı susturmaya gücünün yetmeyeceğini sessizce haykırıyor. Ellili yaşların başında, Lizbonlu bir düzeltmen: Raimundo Silva. Raimundo epey yalnız ama bunu sorun etmiyor; içtenlikle yakınlık duyduğu tek şey üzerinde çalıştığı metinler. Her düzeltmen gibi, ucu bucağı hayli sonlu bir kudrete sahip çalıştığı metinler üzerinde. Genellikle yaptığı şey, metinlerin kuytularına pek inmeksizin, aşina bir göze çarpması muhtemel hataları tespit etmek, anlatım bozukluklarını düzeltip bulanık kısımları berraklaştırmak…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Tarık Dursun K. : “Benim Kuşağımın gençlik yıllarında şiir gerçekten de baştacı ediliyordu”

Söyleşi: Yasemin Tunç 11 Ağustos 2015 tarihinden yaşamını yitiren, 1950 Kuşağı’nın verimli ve özgün kalemlerinden Tarık Dursun K.’nın kendi seçtiği öykülerinden hazırlanan “Sümbülteber”, Dünya Kitapları tarafından ‘Seçme Öyküler’ adı altında kısa bir süre önce yayımlandı. Tarık Dursun K., halk hikayesinden sinemaya kadar pek çok öğeyi kullanarak zenginleştirdiği öykülerinde, kent ve taşra insanının yaşamlarını konu ediniyor. Gerçekliği somut yaşantılarda arayarak, kendine özgü duygusallığı, şiirsel bir anlatımla bütünleştiriyor. “Sümbülteber” ile yeniyi arayan Tarık Dursun K.’nın öykücülük serüveninin…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Yaralısın

Dönüp geliyor Nuri. Üstte yatanı görünce keyfi kaçıyor. “Hadi dışarı çıkalım,” diyor. “Malta boştur şimdi.” “Çıkalım.” Avlu sıcak. Gölgede üç dört kişi oturuyor. Nuri’nin dolaşmaya pek niyeti yok. İleride gölgelik boş bir duvar dibi var; gidip oturuyorsunuz. Sen yine ayaklarını uzatarak oturuyorsun. Nuri’nin tespihi, her zamanki gibi yine bir akarsu; dupduru akıyor parmaklarının arasında. “Şuramda benim hastalığım,” diyor. Yüreğini gösteriyor. Bu kadar büyük bir sevdayı şuncacık yüreğin nasıl çektiğine, nasıl dayandığına kendi de şaşıyor. “Şimdi…

Devamını görüntüle