Sepet 0
Devamını görüntüle...

Havva

Benim saçlarım yumuşak. Havva’nın saçları keçe gibi. Annem ustura ile iki defa kazıttı saçlarını uzasın diye, ama uzamadı, kısa kaldı. Burnu da öyle biçimsiz ki! Yamyassı. Tıpkı okul kitaplarımızdaki maymunun burnuna benziyor burnu. Hiç sevmiyorum onu. Pis, hırsız. Annem, bu gün onu bir temiz dövdü. Tabi( döver. Misafir odamızdaki güzelim halımızı kesmiş. Deli mi ne? Annem: “Kız niye kestin halıyı?” dedi. O. “Kuş var halının içinde”, dedi “Beyaz kuş. Onu çıkartacaktım.” Gördün işte kuşu. Bir…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

BULUTLAR ADAM ÖLDÜRMESİN

Analardır adam eden adamı aydınlıklardır önümüzde gider. Sizi de bir ana doğurmadı mı? Analara kıymayın efendiler. Bulutlar adam öldürmesin. Koşuyor altı yaşında bir oğlan, uçurtması geçiyor ağaçlardan, siz de böyle koşmuştunuz bir zaman. Çocuklara kıymayın efendiler. Bulutlar adam öldürmesin. Gelinler aynada saçını tarar, aynanın içinde birini arar. Elbet böyle sizi de aradılar. Gelinlere kıymayın efendiler. Bulutlar adam öldürmesin. İhtiyarlıkta aklına insanın, tatlı anıları gelmeli yalnız. Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın, efendiler, siz de ihtiyarsınız. Bulutlar adam öldürmesin.…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

abbas

Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalb ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber sal çıksın bu gece; Görünsün şöyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye, Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumana, Var git, Böyle ferman etti Cahit, Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.   Cahit Sıtkı Tarancı   Kaynak: www.siirakademisi.com

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

BİTMİŞ BİR YAZIN PEŞİNDEN

Oturuyorlardı. Karşılıklı. İkisi. Yalnızdılar. Dışarıda (ve içeride) hava kararmıştı. Gece değildi, hayır. (Yaz da değildi.) Soğuk, sislenmiş puslanmış bir kasım günüydü. Bugün günlerden neydi? Bilmiyordu. (O da bilmiyor, ben de bilmiyorum. Yıllar ve salılar. Eski salılar. O geçmiş salılardan bir salıda değiliz. Sıkıntılıyım. Sıkıntılısın. Sokak ve bu salon. Onun da sıkıldığını görüyorum. Hiç değişmemiş. Aynı. Hep aynı. Hep. Hiç değişmeyecekti ve hiç değişmemiş işte. Onu değiştiremedim. Beni değiştiremedi. Ama o beni değiştirdi. Değişmişti. Her Salı,…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Ağgül Seni Camekanda Görmüşler

Ağgül seni camekanda görmüşler (ağ gülüm gülüm) Siyah saçın sırma ile örmüşler (ağ gülüm gülüm) Rüyamda seni bana vermişler (ağ gülüm gülüm) Beni böyle yakar kor gider misin (yar eğlen eğlen dur ben de gelim) Evvel sevip sonra terkeder misin (yar eğlen eğlen dur ben de gelim) Acı poyraz gibi deli esmedim (ağ gülüm gülüm) Kaderime küstüm sana küsmedim (ağ gülüm gülüm) Ben o yardan umudumu kesmedim (ağ gülüm gülüm) Beni böyle yakar kor gider…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

acılar denizi

Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını..…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

ÖLÜM GELECEK VE SENİN GÖZLERİNLE BAKACAK

Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak – sabahtan akşama dek, uykusuz, sağır, eski bir pişmanlık ya da anlamsız bir ayıp gibi ardını bırakmayan bu ölüm. Bir boş söz, bir kesik çığlık, bir sessizlik olacak gözlerin: Böyle görünür her sabah yalnız senin üzerinde kıvrımlar yansıtırken aynada. Hangi gün, ey sevgili umut, bizler de öğreneceğiz senin yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu. Herkese bir bakışı var ölümün. Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak. Bir ayıba son verir gibi olacak,…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Babayı hatırlamak

Elimizdeki duygulu, naif bir hatırlama romanı; babayla hesabı barışarak, sevgiyle kapatan bir metin. Belki de ölüme huzurla gitmenin bir gereği olarak… Ölüm döşeğinde insan neyi hatırlar? Az sonra ölmüş olacağımız için asla paylaşamayacağımız bir deneyim bu. Paul Harding’in Babamın Yalnızlığı isimli romanı da hayatının son sekiz gününde George Washington Crosby’nin zihninden geçenlerin bir dökümü. Gerçekçiliğinden asla emin olamayacağımız bir kurgu bu. Hatırlamanın kendisine has bir ritmi, yolculuğu var. George Washington Crosby’nin hafızası da çoğunlukla geçmiş…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Eskiyen

Dolana dolana odanın köşe bucağına yayılıyor, gözlerimizi yaşartıyor. Karanlık, isli. Tavan, selâm vermeğe hazırlanır biçimde üstümüze eğilmiş, bastırıyor, yerse ona inat, ortasından yukarıya doğru bir hörgüç çıkarmış .. İkisinin ortasında ezilense biz, eşyayla birlikte yoğunlaşarak gözlerimizi dolduran, herbirimizi odanın bir köşesine fırlatarak kabuğumuza çekilmemizi zorlayan, üst-başımızdaki çaputlarımızla birlikte bıkkın kımıldanışlarla altımıza aldığımız uyuşmuş ayaklarımıza yer değiştirmek için küçük, isteksiz hareketler yaptıran —en önemlisi sabırsızlandıran. Dolana dolana her köşede ve babamla aramızda koyu mavi bir duvar..…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Manastırlı Hilmi Bey’e IV. Mektup

Yıllar geçmedi, yıllar eskidi Dokunduğum yerde kalıyorum Yaşlı bir kelebek gibi. Yeni bir renk buldum bugün, suyun atkısı rengi Oyuğumdan çıktım Çıkmamı duydum Bir süre yürüdüm yürüdüm Hiç kimsenin ağzını dayayıp da Suyunu içmediği bir çeşme gibi durdum Durdum ki Önce bir elektrik mavisi çöktü içime Sanki bir suya anlatıldım da bilinemedim Ben Benzersiz bir geyiği okşar gibi Sevgisizliği okşayıp geçtim Yol boyunca insanların Uzak yakınlığını Okşayıp geçtim Sinema girişlerindeki fotoğraflara baktım -bir süre- Çürük…

Devamını görüntüle