Sepet 0
Devamını görüntüle...

hasretinden prangalar eskittim

Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül- gürül akan bir dünya… Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana… Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza, Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Bülbülü öldürmek, ikonları yıkmak

Tespih Ağacının Gölgesinde nihayet Türkçe çevirisiyle raflardaki yerini aldı. Oysa biz, tıpkı Jean Louise gibi, bu geri dönüş hikayesinde pek de aradığımızı bulamadık. 3 Şubat 2015’te edebiyat dünyası için tarihi kabul edilebilecek bir haber aldık: 1960’ta yayımlanan Bülbülü Öldürmek romanının ardından sessizliğe gömülen Harper Lee’nin bir başka romanı bulunmuş, yayımlanması için yazarın izni alınmış ve kitap yayınevinin yolunu tutmuştu. Kuşkusuz sevdiğimiz yazarlardan gelen yeni kitap haberleri her daim heyecan vericidir, oysa bu defa heyecanımızın kat…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

arabalar beş kuruş

Akşam, caddelerin kalabalık zamanında, köşe başına bir kadınla bir çocuk gelirdi. Siyah bir çarşafa bürünen kadın elleriyle çarşafını yüzüne kapatır, yalnız iki siyah göz, sokağın yarı aydınlığında, parıltısız, önüne bakardı. Çocuk yanında ayakta dururken o çömelir, küçük bir çuvaldan birtakım oyuncaklar çıkarırdı: Bunlar bir değneğin ucuna takılmış bir çift tahta tekerlekti. Tekerleklerin üzerinde, iki yuvarlak tahtanın arasına çivilenmiş dört çubuktan ibaret kameriye gibi bir şey duruyorve tekerlekler yerde yürütülünce bu kameriye fırıl fırıl dönüyordu. Oyuncaklar…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

mavi

üstünde yağmurdan başka hiçbir şey yoktu anlam olmak için yeterince çıplaktın şiirin nasıl bir şey olması gerektiğini hatırlatıyordu gözlerin, sana böyle inandım: ben inanmak için şiir yazıyorum, gözlerin cihangir’i hatırlatıyordu, hayal içinde fakir üsküdar’dan o rüyaya baktım: maviydin bir özletip bir geri çekiyordun denizlerini! usul usul inandım güzelliğin hatırına yağan yağmurun üstümüzde hakkı vardır, inandım uzak bir mavi kızın gözlerindeki bulut burada içimize yağacaktır, inandım, mavi bir yağmurluğun da olsa şiirden ıslanırdın! gövdene de böyle…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

anday vakası

Şairin 100. yaşı vesilesiyle yayınlanan Şiir Yaşantısı adlı denemelerde, Melih Cevdet Anday’ın şiire bakışını, çeşitli tartışmalara yanıtını, şiirden ne anladığı kadar ne anlamadığını da görüyoruz. Sanat ortamında en çok konuşulan disiplin şiir ise en çok konuşanlar da şairlerdir. Bu durumu bir tanıma, kalıba sığmaz verili şiire karşı çıkışlar kadar yeni tarifler önerilmesi ya da giz dolu şiirin şifrelerini çözme, açıklama çabası şeklinde açıklayabiliriz. Peki bunca yazı, deneme, tanıtımdan geriye ne mi kalıyor? Dönemi ve zamanın…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

çağrılmayan yakup

I Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup Bunu kendine üç kere söyledi Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım Ben, yani Yakup, her türlü çagrılmanın olağan şekli Daha hiç çağrılmadım Biri olsun “Yakup!” diye seslenmedi hiç Yakup! Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım Sonra bir güzel yıkanayım da. Ben size demedim mi. Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum Sanki böyle niye…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

beni dönecek bütün tekerlekler

Ağaçlar dursun, ben gideceğim Ne kadar savrulursa savrulsun Gölgesi hep dibine düşen Rüzgârsız saçlar, akşam sokakları Kimselerin bir yerlere gitmediği Oyuğuna sızdığı sadece Koltuklar dursun, ışıksız uykular Balkon demirlerinin büyüttüğü uzaklık Şimdi hepsi birer zaman ölüsü Duvarlara yük fotoğraflar Yoksul pencerelerde gönül zenginlikleri Çiçekler dursun, yapıştırma resimler gibi İnsanı içinden yıkan Öncesiz incelikler, sonrasız gülüşler Ben gideceğim, Kalbime dek soyunarak giyindiğim her şeyi… Ah ey aynasından ırmaklar akmayanlar Beni dönecek bütün tekerlekler Ömrümü yollara yayarak…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

ne güzel şey hatırlamak seni

Ne güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken… Ne güzel şey hatırlamak seni: bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının… İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti… Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti: kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık… Ne güzel şey hatırlamak seni, yazamak sana dair, hapiste sırt üstü yatıp…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Ölüm üzerine yalnız konuşmalar

Mario’nun ölümcül hastalığının ailesini nasıl etkilediğini irdeleyen Yalnız Konuşmalar’ın en büyük başarısı, trajik bir olayı hiçbir abartıya yer vermeden anlatması. Andres Neuman’ın Türkçeye çevrilen ilk eseri Yalnız Konuşmalar, ölüm üzerinden aşkı, cinselliği, hastalığı, aile bağlarını, gençliği ve yaşlılığı, mutluluğu ve üzüntüyü, saflığı ve suçluluğu irdeliyor. Ölümcül bir hastalığı olan ve günden güne daha da kötüleşen Mario’nun çevresinde gelişen hikayede, bir çekirdek aile mercek altına alınıyor ve bu sayede hem erkek, hem kadın, hem de çocuk…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

David Harvey: Meğer marksist değilmiş

“balzac, flaubert, bütün o tayfayı severim. çocukken charles dickens okumak zorunda bırakıldım ve nefret ettim. otuz beş yaşımda kapital okurken bir dickens romanı aldım elime ve bayıldım. hepsini okudum. üslubumu değiştirdi.” dünyanın en önemli yirmi sosyal bilimcisi, en çok alıntılanan beş akademisyeninden biri. david harvey’e ilk sorum geçen yüzyılın kapital’i olarak tanımlanan ünlü kitabı limits to capital üzerine oldu. “ilk basıldığında yani 1980’lerde pek okunmadı. zaten zor basıldı, üç yayıncı reddetti. bir marksiste sormuşlar, ‘bu…

Devamını görüntüle