Sepet 0
Devamını görüntüle...

mavi gök orada mı?

Bakıyorsun kuşlar Hazır Sokak lambaları yanık unutulmuş Bir Kadıköy vapuru hınca hınç insan Çok geçmeyecek Martılar beyhude turlar atacak Kıyılar lağım konserve kutuları Mısır koçanları Sevgi aranabilir yine Korkusuzca say koskoca kederlerini Bir kuyu bulunabilir Aklımdan çıkmıyorsun Sen hâlâ dizüstü Bunca anıyı besleyerek Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla Görür gibi olarak açıp baktığımı Bense şöyle diyorum: Buradan bir acı kanamış boyuna Kuşlar hazır Öncü havalanmak üzre Şehri gelen bir mevsime…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Pikaresk mesel

Bir Can Yücel şiirinin adıydı mesel. Öyle öğrendim. Eğitici, ders verici hikâye. Kutsal kitaplarda anlatılan türden. Saramago’nun Kabil’ini okurken hatırladım. Baksanıza kuzum aşağıdaki dizelere, sanki şair de okumuş da yazmış. Ters bir nota verdi Tanrı Elçisi: Zaptiyelerdeydi en büyük hata! Denize dökünce Marx’ı, Engels’I, Kitaplardan geçti balıklara da Diyalektik materyalizm illeti!.. Ne mucize, ne ağ, ne de tırata, Yutmuyorlar artık! diye diretti. Arkadaştır kafamda Can Yücel ve Saramago. Böyle düşünmek mutlu ediyor. Karılarına aşıktırlar, tanrıya…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

ömür hanım’la güz konuşmaları

…Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn- cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı… ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

perili bir ev

“ÖLÜM CAMDI; ÖLÜM ARAMIZDAYDI” Kalktığınız saatte, kapı kapandı sessizce. Odadan odaya gittiler, el ele, orayı kaldıran, burayı açan, kolaçan eden… hayalet bir çift. “İşte burada bırakmışız,” dedi kadın. Adam da ekledi: “Ah, ama burada da!” “Üst katta,” diye mırıldandı kadın. “Bahçede de,” diye fısıldadı adam. “Sessiz,” dediler, “yoksa onları uyandıracağız.” Ama bizi uyandıran siz değildiniz. Ah, hayır. “Onu arıyorlar; perdeyi çekiyorlar,” diyebilirdi biri, o yüzden bir iki sayfa daha okuyabilirdi. “Şimdi buldular onu,” diye emin…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

sevdadır

Göğü kucaklayıp getirdim sana kokla açılırsın solmuşsun benzin sararmış yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün öyle bükük bakma bana çam kolonyası getirdim sana kentli dağlıların haklı sevdasını bolu ormanlarından çarpan bir koku sanki köroğlunun ter kokusu aman kokusu, billah kokusu canlarım, canım benim üzme kendini bu kadar sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var bak yeryüzü ne kadar geniş ne kadar dar Dur akıtma gönlüm yaşını gözünden öpecek bir yer bırak oy bana en yakın bana…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

gülşiir

Geceyarısı, karanlık bir bozkırda Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım İçinde onca insan, içinde dünya… Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum Ve bilmeyen sonsuzluk nedir, Haklı olan kim bu kargaşada? Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir Ucu bucağı olmayan bu çığlığın Ortasında nasıl barışılabilir? Anlamak isterim, hangi yasa Bir beşikle bir darağacını Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir? Sorular sormak için geldim şu dünyaya Yaşım acıların yaşıdır Boynumu üzgün bir çiçek gibi…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Ben belki de duyguculuğa bir tepkiyimdir

Geçtiğimiz aylarda art arda yayımlanan Rahatı Kaçan Ağaç, Teknenin Ölümü ve Kolları Bağlı Odysseus, yine aynı yayınevince basılan Ölümsüzlük Ardında Gılgameş ve Tanıdık Dünya’ya eklenince, bütün şiirleriniz okura uzunca bir aradan sonra yeniden sunulmuş oldu. Yanılmıyorsam, ilk şiirinizi 1936 yılında yayımlamıştınız. Demek, şiir yaşamınızın ellinci yılındasınız. Evet, ellinci yıl. 1936 yılında Varlık dergisinde çıkan ilk şiirimin adı “Ukde”dir, hece ölçüsünde yazılmıştı. Varlık’ın ertesi sayısında Yaşar Nabi bizi, üç yeni ozanı (Orhan Veli, Oktay Rifat) okura…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

yalnız ve sadece hermann hesse

Hermann Hesse, bilhassa Türk okurunun “Bozkırkurdu” ve “Demian” gibi eserleriyle beğenesini kazanmış, 60’larda, Amerika’daki gençlik hareketinin (kısmen yanlış algılanarak da olsa) ilahlarından biri haline gelmiş, iki dünya savaşı esnasındaki toplumsal nevrozu yaşayarak eserlerine yansıtmış, bireyin; kitle, otorite ve kolektivizm karşısındaki direnişinin simgelerinden biri haline gelmiş, Berlin’deki heybetli Alman yazarları anıtında ismi Goethe ve Kant ile birlikte ölümsüzleştirilmiştir. Peki Hesse, o hiç umursamadığı dünyaca ünlü şan ve şöhrete kavuşturan, çok zor ve acı zamanların örsünde, nasıl…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

Pablo Neruda’yla söyleşi: Adımı değiştirmek yaptığım ilk direnişçi hareketti

30 Eylül 1969’da Şili Komünist Parti’den başkan adayı olan Pablo Neruda, o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti. Güçlü bir aday olmasına rağmen adaylık koltuğunu Salvador Allende’ye bırakan şair, “Ben, onlarca yıldır ülkemin milli mevcudiyetinin badireler ve zorluklar içinde olduğunu bilerek yaşayan ve insanlarının hem tasasından hem de neşesinden birer parça alan bir Şililiyim. Bunlara yabancı değilim, bunların içinden geliyorum, o insanların bir parçasıyım. İşçi sınıfından bir aileden…

Devamını görüntüle
Devamını görüntüle...

“Tek serveti güneş olan” bir başkaldıran

Ne zaman Camus’yle ilgili elimde bulunmayan ya da bulunmadığını sandığım bir kitap, belge ya da fotoğrafa rastlasam, hem kendimi hem de belgeyi ufak bir sorguya çekerim. Asıl soru şu olur elbette: Elime geçen bu şey bana Camus’ye dair yeni ne öğretti? Çoğunlukla sonuç hüsran oluyor, nadiren de şaşırtıcı. Yaklaşık on beş yıldır Camus üzerine iyi kötü araştırma yapan, bilgi ve belge toplayan, üzerine bir de tez yazan birinin yeni bir şeyle karşılaşma olasılığı azalıyor haliyle.…

Devamını görüntüle